July 2010

Saim Osman KARAHAN

1949 yı­lı­nın baş­la­rın­da, Ham­di Nus­ret’in giz­li­ce Tür­ki­ye’ye git­me­si üze­ri­ne,  Kı­rım­lı Mül­te­ci­le­re Yar­dım iş­le­ri­ni yü­rüt­mek için İrs­mam­bet Yu­suf Efen­di’nin baş­kan­lı­ğın­da ye­ni bir Ko­mi­te ku­ru­lur. Müs­te­cib H. Sa­me­din Efen­di ka­si­yer­lik va­zi­fe­si­ni gö­re­cek ve Ali Os­man Bek­mam­bet, Meh­met Ha­lim Va­ni, Ey­üp Me­na­li, Fer­hat Fa­ik üye ola­rak, hep bir­lik­te pa­ra ve er­zak top­la­ya­cak, ih­ti­yaç sa­hi­bi Kı­rım­lı kar­deş­le­ri­ne ye­tiş­ti­re­cek, on­la­ra ba­rın­ma yer­le­ri ve res­mi bel­ge­ler te­min ede­cek­ler­dir.
*
Müs­te­cib Hü­se­yin Sa­me­din Efen­di
O kas­vet­li yıl­lar­da Müs­te­cib efen­di “ka­sa­ba işi” ve Kum­luk ma­hal­le­si, Ana­dol­köy, Ko­şu ma­hal­le­si, Sa­la­na (Mez­baha) ma­hal­le­si, Ki­lo­met­re 5, Pa­las gi­bi “mál­le­le­rin­den” ve yer yer nö­bet­çi ku­le­le­le­ri bu­lu­nan du­var­lar ve di­ken­li tel­ler­le çev­ril­miş Li­man böl­ge­sin­den iba­ret Kös­ten­ce’de, “ka­sa­ba”da, Gri­vit­sa çar­şı­sı­nın ya­kı­nın­da, Gri­vit­sa so­ka­ğın­da otu­rur­du. Ba­ba­sı Hü­se­yin efen­di­nin, çı­rak­la­rı ve “İs­mail abi” kal­fa­nın yar­dı­mıy­la bü­yük­çe bir bak­kal dük­kâ­nı iş­le­tir, Ovi­diu mey­da­nın­da­ki Kral Ca­mi­in­de de ho­ca­lık ya­par­dı.
1952 yı­lın­da Müs­te­cib efen­di, mil­lî fa­a­li­yet­ler­de bu­lun­muş Ta­tar-Türk ay­dın­la­rı­nın ta­ki­bat ve kı­yı­mın­da, tu­tuk­la­nır, yar­gı­la­nır. Onun va­ta­na hı­ya­net su­çun­dan il­kin ömür bo­yu ça­lış­ma kam­pın­da kal­ma­sı­na, 10 yıl me­de­ni hak­la­rın­dan men edil­me­si­ne, mal­la­rı­nın mü­sa­de­re­si­ne ve dost bir ül­ke­nin (Sov­yet­le­rin) gü­ven­li­ği­ne kar­şı iş­le­di­ği ey­lem­le­rin­den, (ya­ni Kı­rım­lı mül­te­ci­le­re yar­dım ça­ba­la­rın­dan) da 10 yıl ale­lâ­de tu­tuk­lu­lu­ğu­na hü­küm ve­ri­lir.
Son­ra­la­rı 12 Ni­san 1952’den 2 Ağus­tos 1966’ya ka­dar muh­te­lif ce­za­ev­le­rin­de çi­le çek­tik­ten son­ra ser­best bı­ra­kı­lır.
*
Müs­te­cib Sa­me­din Efen­di 19. yüz­yıl­da Kı­rım’dan Os­man­lı Dob­ru­ca’sı­na  ge­lip yer­le­şen bir ai­le­den Be­şo­ğul (Be­şul, Rom. Co­na­cu) köy­ün­de 2 Şu­bat 1910 yı­lın­da dün­ya­ya gel­miş­tir.
Köy­ün­de­ki ilk­mek­tep tah­si­lin­den son­ra bir yıl Pa­zar­cık’ta okur.  1923-1931 yıl­la­rın­da Me­ci­di­ye Med­re­se­sin­de öğ­ren­ci­dir. Müs­te­cib, bu seç­kin kül­tür mü­es­se­se­sin­de Türk Di­li ve Ede­bi­ya­tı olan mil­lî şai­ri­miz Meh­met Ni­ya­zi’nin ta­le­be­si ola­rak, ta bu za­man­lar­da, güç­lü bir Kı­rım aş­kıy­la mil­let yo­lun­da ça­lış­ma­yı şiar edi­nir.
Dob­ru­ca’nın gü­ne­yin­de­ki Çu­kur­köy’e (Rom. Bre­be­ni) öğ­ret­men ta­yin edi­lir. Ar­dın­dan Ker­tik­pı­nar köyü (Rom. Cur­ca­nu) oku­lu­na nak­le­di­lir. 5 yıl bu­ra­da öğ­ret­men­lik­te bu­lu­nur, Emel­ci­ler saf­la­rın­da Dob­ru­ca Hars Teş­ki­lât­la­rı­nın çev­re­de­ki köy­ler­de fa­a­li­yet­le­ri­ni ter­tip­ler.
1936 yı­lın­da Kös­ten­ce Kı­ral Ca­mi­in­de  imam olur. Yi­ne bu yıl­da Kı­rım­lı Ah­met Ni­yaf­ça Efen­di­nin kı­zı Şa­zi­ye ha­nım­la ev­le­nir. Bu ev­li­lik­ten Ti­mur, Te­kin, Re­şat, İs­met, Er­dinç ve Na­ciye ad­lı al­tı çocuk­la­rı olur.
1941 yı­lın­da Al­man­ya Kı­rım’ı iş­gal et­ti­ğin­de Müs­te­cib H. Fa­zıl ve Edi­ge Kı­rı­mal, Kı­rım Mil­lî Mer­ke­zi­nin tem­sil­ci­le­ri ola­rak Tür­ki­ye’den, Kı­rım’ın kur­tu­lu­şu için ya­pa­bi­le­cek­le­ri­ni Al­man yet­ki­li­le­re an­lat­mak üze­re Ber­lin’e gi­der­ler. Dob­ru­ca’da da Ne­cip H. Fa­zıl ve ya­kın ar­ka­daş­la­rı top­lan­tı­lar ter­tip­le­yip Kı­rım’a git­mek is­te­yen gö­nül­lü­le­rin lis­te­le­ri­ni ha­zır­lar, izin için Ro­men Sa­vun­ma Ba­kan­lı­ğı­na baş­vu­ru­da bu­lu­nur­lar. Bu lis­te­le­re Müs­te­cib Sa­me­din Efen­di de ya­zı­lır. Fa­kat Al­man­la­rın ni­ye­ti Sov­yet­le­ri çö­ker­tip esir mil­let­le­ri kur­tar­mak de­ğil­dir. Kı­rım tem­sil­ci­le­riy­le gö­rüş­me­yi ka­bul et­mez­ler.
İkin­ci Dün­ya Sa­va­şı­nın son­la­rı­na doğ­ru ye­ni­len Al­man­ya’nın pe­şin­den ge­len Kı­zıl Or­du’dan ka­ça­rak bir­çok Kı­rım­lı mil­li­yet­çi Dob­ru­ca’ya sı­ğı­nın­ca, on­la­ra yar­dım işi­ni yö­ne­ten ve yü­rü­ten Ko­mi­te­ler­de Müs­te­cib Efen­di en bü­yük so­rum­lu­luk­la­rı üst­le­nir. İrs­mam­bet Yu­suf, Meh­met Va­ni, Ali Os­man Bek­mam­bet, Ey­üp Me­na­li, Fer­hat Fa­ik efen­di­ler ve bir­çok ha­mi­yet­li Dob­ru­ca­lı ile bir­lik­te sa­vaş ve Sov­yet re­ji­mi mağ­dur­la­rı ta­tar ai­le­le­rin ha­yat mü­ca­de­le­le­rin­de on­la­ra yar­dım­cı olur­lar.
Sov­yet iş­ga­li­nin şem­si­ye­si al­tın­da Ko­mü­nist re­jim Ro­man­ya’da si­ya­se­ten yer­leş­me­siy­le, 1948’de sa­na­yi­nin dev­let­leş­ti­ril­me­si, 1949’da ta­rı­mın kol­lek­tif­leş­ti­ril­me­si ham­le­le­ri­ni baş­lat­tık­tan son­ra, 1950’den baş­la­ya­rak es­ki yıl­lar­da ko­mü­nizm aleyh­tar­lı­ğın­da bu­lun­muş de­mo­krat ve mil­li­yet­çi­le­ri, fi­kir iş­çi­le­ri­ni ce­za­lan­dır­ma ha­re­ket­le­ri­ne gi­ri­şir. Ro­men ay­dın ve de­mo­krat­la­rı gi­bi, Emel­ci­ler de bi­rer bi­rer Em­ni­yet güç­le­rin­ce ara­nır, tu­tuk­la­nır, mah­ke­me­le­re çı­ka­rı­lıp ki­ta­bı­na uy­du­ru­lup, su­dan ge­rek­çe­ler­le mah­kûm edi­lir.
Müs­te­cib Sa­me­din Efen­di de,  12 Ni­san 1952  ta­ri­hin­de tu­tuk­la­nır. Bü­yük Ta­tar Gru­bu Da­va­sı­nın sa­nık­la­rın­dan bi­ri de O olur.
*
Bu da­va­nın 11 Mart 1953 ta­rih­li 179 no. lu ka­rar met­nin­de Müs­te­cib Hü­se­yin (Sa­me­din) Efen­di için şun­lar ya­zı­lı­dır :

“Müs­te­cib Hü­se­yin de, mil­li­yet­çi teş­ki­lât­lar­da üye ol­ma­sı iti­ba­rıy­la, ta­tar mil­li­yet­çi­li­ği çiz­gi­sin­de fa­al bir ey­lem­ci ol­muş­tur. 1948 yı­lı­na ka­dar Kı­rım­lı ka­çak­la­ra yar­dım iş­le­rin­de fa­al bir şe­kil­de yer al­mış­tır.
1949 yı­lın­da gö­rüş­tü­ğü Nus­ret Sa­ni­ye ken­di­si­ne ko­ca­sı Am­di’nin Tür­ki­ye’ye kaç­ma­ya ba­şar­dı­ğı­nı bil­di­ri­yor. Bun­dan bir sü­re son­ra sa­nık  İrs­mam­bet Yu­suf ile bir gö­rüş­me­sin­de, (Müs­te­cib Hü­se­yin) Kı­rım­lı­la­ra Yar­dım Ko­mi­te­sin­de yer al­ma­yı ka­bul edi­yor ve ka­si­yer­lik va­zi­fe­si­ni üst­le­ni­yor.
Evin­de ka­çak İs­mail Ame­tov’u mi­sa­fir et­miş, daha son­ra Asa­nov Man­sur’u ve 1951 yı­lın­da bu­nu sa­nık C?run­tu Şte­fan’a dev­ret­miş.
Kur­duk­la­rı hü­kü­met­te (as­lın­da “Kı­rım kur­ta­rı­lın­ca ku­ra­cak­la­rı” den­me­liy­di) sa­nık Müs­te­cib Hü­se­yin ti­ca­ret ba­ka­nı ola­cak­tı. (Ge­çen sa­yı­mız­da­ki İrs­mam­bet Yu­suf Efen­di ya­zı­mız­da da yaz­mış­tık ; dost­lar ara­sı bir şa­ka­laş­ma­la­rın­da dr. İs­mail Ame­tov Kı­rım kur­tu­lun­ca, ben sağ­lık ba­ka­nı, İrs­mam­bet ho­ca Kı­rım müf­tü­sü, doğ­ra­ma­cı Me­met Men­du Ba­yın­dır­lık ba­ka­nı, bak­kal olup ti­ca­ret­ten an­la­dı­ğı için Müs­te­cib Hü­se­yin ti­ca­ret ba­ka­nı – olu­ruz, de­miş.).
Am­di Nus­ret’in Tür­ki­ye’ye ka­çıp git­me­sin­den son­ra, bir türk ge­mi­ci Müs­te­cib Fa­zıl’dan bir mek­tup ge­ti­rip Müs­te­cib Hü­se­yin’e ge­li­yor. (Bu­ra­dan iti­ba­ren bir­kaç cüm­le­nin an­la­tı­mı bi­raz ka­rı­şık ve İrs­mam­bet Yu­suf Efen­di ya­zı­sın­da­kin­den fark­lı). Mek­tup­ta, İrs­mam­bet Yu­suf ile te­ma­sa ge­çip onun va­sı­ta­sıy­la ge­mi­ciyi Kös­ten­ce’de bir tü­tün­cü ile gö­rüş­tür­me­si­ni is­ti­yor ; bu­nu ya­pı­yor. Fa­kat tü­tün­cü bu­lu­na­ma­yın­ca  mek­tu­bu gös­ter­dik­le­ri (? ge­ri ge­ti­rip ver­dik­le­ri) Müs­te­cib Hü­se­yin ile, er­te­si gün ge­mi­ci­nin tek­rar gel­me­sin­de ve İrs­mam­bet Yu­suf’un bir ce­vap mek­tu­bu yaz­ma­sın­da an­la­şı­yor­lar.
Bun­dan kı­sa bir sü­re son­ra Nus­ret Sa­ni­ye ile yi­ne gö­rüş­tük­le­rin­de, Sa­ni­ye Tür­ki­ye’de­ki ko­ca­sın­dan mek­tup al­dı­ğı­nı, mek­tup­ta, ya­kın­da er­kek kar­de­şi­nin dü­ğü­nü­ne bir­çok ar­ka­daş­la­rı ve mi­sa­fir­le­riy­le ge­le­ce­ği­ni bil­di­ri­yor, – şif­re­li an­laş­ma­la­rın­da bu, ye­ni bir sa­va­şın baş­la­ma­sı­na çok az va­kit kal­dı de­mek­miş -, ve o za­ma­na ka­dar ken­di­si­ne mem­le­ket ha­va­dis­le­ri­ni bil­dir­me­si­ni is­ti­yor­muş.
İrs­mam­bet Yu­suf ile bir­lik­te, eli­ne Tür­ki­ye’de bu­lu­nan Müs­te­cib Fa­zıl va­sı­ta­sıy­la türk ca­sus­luk ser­vi­si­ne ile­ti­le­cek bil­gi­ler ver­dik­le­ri Asa­nov Man­sur’u yurt dı­şı­na ka­çır­ma­ya te­şeb­büs edi­yor­lar, fa­kat bu­nu ba­şa­ra­mı­yor­lar.
1950 yı­lı­nın ya­zın­da İrs­mam­bet Yu­suf’un Türk ge­mi­ci­ler­le gön­der­mek is­te­di­ği, ül­ke­de­ki si­ya­sî ve sos­yal va­zi­yet ile, ka­çak Kı­rım­lı­la­rın du­ru­mu ile il­gi­li bil­gi­le­ri içe­ren mek­tu­bun­dan Müs­te­cib Hü­se­yin de ha­ber­dar olu­yor.
Ay­nı yı­lın son­ba­ha­rın­da, İrs­mam­bet Yu­suf da ya­nın­da iken, bir Türk ge­mi­ci zi­ya­re­ti­ne ge­li­yor. Tür­ki­ye’den mek­tup­lar ge­tir­di­ği­ni, fa­kat çok sı­kı de­ne­tim­den do­la­yı bun­la­rı li­man­dan dı­şa­rı çı­ka­ra­ma­dı­ğı­nı, ken­di­si­nin bu mek­tup­la­rın içe­ri­ğin­den ha­ber­dar ol­du­ğu için, Müs­te­cib Fa­zıl ve Nus­ret Am­di’in ken­di­le­rin­den mem­le­ket ah­va­li­ne dair bil­gi­ler gön­der­me­le­ri­ni is­te­dik­le­ri­ni bil­di­re­bi­le­ce­ği­ni söy­lü­yor.
Bu­nun üze­ri­ne, sa­nık Müs­te­cib Sov­yet or­du­su ve Man­gal­ya’da ya­pıl­mak­ta olan as­ke­ri te­sis­ler hak­kın­da top­la­dı­ğı bil­gi­le­ri ile­ti­yor.
Sa­nı­ğın, bu bil­gi­le­ri Tür­ki­ye ca­sus­luk ser­vi­si­ne, kâ­ğı­da dö­ke­rek gön­der­di­ği­ni ka­bul et­me­me­si üze­ri­ne yar­gı he­ye­ti, onun, ken­di­si­ni ko­ru­mak mak­sa­dıy­la, sa­mi­mi iti­raf­lar­da bu­lun­ma­dı­ğı­na ka­na­at ge­ti­re­rek, sa­nı­ğın ken­di fa­a­li­yet­le­riy­le ve di­ğer sa­nık­la­rın be­yan­la­rıy­la çe­li­şen  açık­la­ma­la­rı­nı red­de­der.

Mah­ke­me, Hal­kı­mız na­mı­na
C.K mad­de 191 pa­ra­graf 1, mad­de 193, 25 mad­de ba­his 6, 224 ile 226 ve 184 mad­de­ler bir­lik­te, As­ke­ri K. 304 ve 463 mad­de­le­ri­ne is­ti­na­den mah­kûm eder :
1. İrs­mam­bet Yu­suf’u …
2. Müs­te­cib Hü­se­yin’i va­tan hain­li­ği için ömür bo­yu ça­lış­ma kam­pı, 10 yıl si­vil hak­la­rın­dan mah­ru­mi­yet ve şah­si mal­la­rı­nın mü­sa­de­re­si,
Bir ya­ban­cı ül­ke­nin em­ni­ye­ti­ne kar­şı fi­il­le­ri için 10 yıl ale­lâ­de tu­tuk­lu­luk.
500 (beş­yüz) ley mah­ke­me mas­raf­la­rı­na mec­bur eder ve 20 Ma­yıs 1952 ta­ri­hi­ni ce­za­nın baş­lan­gı­cı ola­rak ka­bul eder.
C.K. 101 mad­de­si­ne gö­re sa­nık ömür bo­yu ça­lış­ma kam­pın­da ka­la­cak, 10 yıl me­de­ni hak­la­rın­dan mah­rum ola­cak, şah­si mal­la­rı mü­sa­de­re edi­le­cek­tir.”

Kay­nak : Ro­man­ya Müs­lü­man Ta­tar Türk­le­ri
De­mo­krat Bir­li­ği ve Kös­ten­ce “Ovi­di­us” Üni­ver­si­te­si
Ta­rih Fa­kül­te­si­nin or­tak ya­yı­nı eser :
Tăta­rii în İs­to­ria Ro­mâ­ni­lor – Mun­te­nia – Con­stanţa 2004

*
Müs­te­cib Sa­me­din Efen­di 1952 yı­lın­da, 1936’dan be­ri Kös­ten­ce Kı­ral Ca­mi­in ima­mı iken tu­tuk­lan­mış­tı. Ser­best kal­dık­tan son­ra Müf­tü­lük­çe, yi­ne Kös­ten­ce’de Ana­dol­köy ma­hal­le­si­nin ca­mi­sin­de gö­rev­len­di­ril­di. 1990 yı­lın­da bu­ra­dan emek­li ol­du.
Kı­rım sev­gi­si­ni bir ömür bo­yu yü­re­ğin­de ya­şat­tı. 29 Ocak 1995 yı­lın­da Müs­te­cib Ül­kü­sal’a ku­ru­cu­su ol­du­ğu Emel Kı­rım Vak­fı ve Emel Der­gi­si ta­ra­fın­dan Üs­kü­dar Kül­tür Sa­ra­yın­da dü­zen­le­nen şük­ran tö­re­ni­ne şe­ref mi­sa­fi­ri ola­rak ka­tıl­dı. Bu tö­ren­de Kı­rım Ta­tar Mil­lî Mec­li­si Baş­ka­nı Mus­ta­fa Ab­dül­ce­mil Kı­rı­moğ­lu Müs­te­cib Ül­kü­sal’a, Do­ğu Tür­kis­tan­lı­lar li­de­ri İsa Alp­te­kin be­ye, Müs­te­cib Sa­me­din ve Ali Os­man Bek­mam­bet Efen­di­le­re şük­ran­la­rı­nı bil­di­re­rek bi­rer Kı­rım Ta­tar kal­pa­ğı he­di­ye et­miş­ti.
Müs­te­cib Sa­me­din Efen­di ar­ka­sın­da bir ak ömür bı­ra­ka­rak 20 Şu­bat 1997 ta­ri­hin­de Kös­ten­ce’de ve­fat et­ti. Al­lah rah­met ey­le­sin.
*
Bu ya­zı­yı ha­zır­la­yan ben, (S. O.) Müs­te­cib Sa­me­din Efen­di ve ai­le­si­ni il­kin ta il­ko­ku­la baş­la­dı­ğım yıl, 1945’te ta­nı­dım. İkin­ci oğ­lu Te­kin ile Türk İl­ko­ku­lun­da (rah­met­li Ya­şar Me­me­de­min ile de) sı­nıf ar­ka­da­şı idik. On­lar “ka­sa­ba için­de”, biz Ko­şu ma­hal­le­sin­de otu­rur­duk. Komş­umu­zun oğ­lu İs­mail abi on­la­rın bak­kal dük­kâ­nın­da kal­fa idi. Ba­zen okul dö­nü­şü, ba­zen İs­mail abi­nin pe­şine ta­kı­lıp Te­kin’le­re git­ti­ğim olur­du.
Dük­kân­la­rı bü­tün Dob­ru­ca ile­ri ge­len­le­ri­nin bir uğ­rak, gö­rüş­me ve bu­luş­ma ye­ri idi. Müs­te­cib Efen­di müş­te­ri­ler­den zi­ya­de, mi­sa­fir­le­riy­le meş­gul bu­lu­nur­du. Ya av­lu­da­ki ma­sa­nın et­ra­fın­da, ya yu­ka­rı kat­ta mi­sa­fir oda­sın­da soh­be­te otu­rur­lar, ya da dük­kân­da­ki adam­la­rı­na 400-500 met­re öte­de olan Gri­vit­sa Çar­şı­sı­na, Se­lâ­din Efen­di­nin kah­ve­si­ne ve­ya Aş­çı Ya­şar’ın lo­kan­ta­sı­na gi­de­cek­le­ri­ni söy­le­yip so­ka­ğa çı­kar­lar­dı.
Bir ke­re­sin­de “Ku­ran ya­zı­lı” Gü­zel Ya­zı (Ka­li­gra­fi) ödev­le­ri­mi­zi bi­ti­rip dük­kân­da bu­lu­nan Te­kin’in de­de­si Hü­se­yin efen­di­nin ya­nı­na def­ter­le­ri­mi­zi gös­ter­me­ye git­miş­tik. Sı­nı­fı­mız­da en gü­zel Sa­mi Be­sim ve Se­miha Me­me­de­min ya­zar­dı. Di­ğer­le­ri­miz on­la­ra ye­tiş­me­ye ça­lı­şır­dık.
Ben ken­di ya­zı­mın daha gü­zel ol­du­ğun­dan emin­dim. “Üse­yin akay, kimín ya­zı­sı taa arü ?” de­dim. Hü­se­yin efen­di bir gö­zü dai­ma daha kı­sık ba­kı­şıy­la, bir o def­te­re, bir bu def­te­re şöy­le bir bak­tı, “Te­kin’in­ki taa gü­zel”, de­di. Çok şa­şır­dım. Na­sıl olur­du da, göz gö­re gö­re böy­le di­ye­bi­li­yor­du ? İti­raz et­tim. Bir ke­re, Te­kin’in harfleri bi­ri kı­sa, bi­ri uzun, hep fark­lı boy­lar­da idi !
Müs­te­cib Efen­di de ora­da bir yan böl­me­de imiş. Du­yup o da ya­nı­mı­za gel­di. Bak­tı. “Ne­şin şay di­ysín, ba­bay, Sa­mi’níñkí taa  gü­zel de”, de­miş­ti ba­şı­mı ok­şap.
Üs­kü­dar’da­ki tö­ren­de kar­şı­laş­tı­ğı­mız­da Müs­te­cib Sa­me­din Efen­di­ye bu ola­yı an­lat­mış­tım. Tat­lı tat­lı gül­müş­tü : “On­day bol­ğan m’edí ?” de­miş­ti.
*
Müs­te­cib Sa­me­din Efen­di­nin 1996 yı­lın­da rah­met­li ya­zar ve ga­ze­te­ci Ke­rim Al­tay’a ver­di­ği bir mü­lâ­kat­tan :
“12 ap­ril 1950’de qa­pal­dıq. (1952 ol­ma­lı). O va­qıt­ta köy­den tu­ğan­la­rım kel­gen edi. On­lar­man soh­bet etip otı­ra edim. Qa­pı şa­lın­dı.
- Kim­dir o ? de­dik.
- Ai­çea es­te Mus­te­cep ? de­di bír ses. (Ro­men­ce : Müs­te­cib bu­ra­da mı ?). …
Al­dı ket­ti­ler, ayır­dı­lar me­ni ai­lem­den. Bir ma­şi­na­ğa min­dik, ket­tik Se­ku­ri­ta­te’ge. On­da tü­şür­di­ler, yo­qa­rı şı­ğar­dı­lar, bir oda­ğa aket­ti­ler. Bir özim qal­dım. Son­ra eki ki­şi ca­nı­ma kel­di :
- Sen aru tü­şün. Köp şiy­ler et­ken­siñ mil­le­ti­ñe, hal­qı­ña, bi­zim aley­hi­miz­ge, de­di­ler. Bon­la­rın ep­sin biz­ge ya­zıp ber. …
- Me­nim ya­za­caq bir şi­yim yok. Yaz­sam yal­nız iy­gi­lik ya­za­caqman, de­dim.
- Men se­ni taş­lap ke­te­men, eki gün kel­mem. Er şi­y­ni ya­zıp azir­le, de­di mi­lit­si­yan.
Evet, men sa­de iy­gi­lik ya­sa­ğa­nım­nı yaz­dım, hal­qı­ma fe­na­lıq ya­sa­ma­dım. Qı­rım­lı­lar kel­gen­de on­lar­ğa iy­gi­lik et­tim. On­lar­nı yer­leş­tir­dik. Ba­zı­la­rı uya­nıq edi, emen bir iş ba­şı­na geş­ti­ler. Şi­y­bö­rek edi, şo edi, bo edi, un edi, bir şiy­ler alıp sat­ma­ğa baş­la­dı­lar. Qal­ğan­la­rı da öz­le­ri­ne sı­yı­na­caq bir yer qa­ra­dı. Bi­zim on­lar­nı qar­şı­lap al­ğa­nı­mız mı qa­ba­at ? Bo bol­sa, o va­qıt mil­le­ti­ne qız­met et­me­gen­ler­den bir­si men­men, de­dim.
So­ra, ay­la­nıp kel­di­ler. Me­ni bir hüc­re­ge soqtı­lar. Hüc­re 2 met­re boyı, 1 met­re eni bir ke­nep. De­ñiz­ge qar­şı. Kiş­ke­ne­şik pen­ci­re­sin mıqman mıqla­dı­lar. Aru etip taş­lan­dır­dı­lar. Sa­de ış­tan kö­lek­men qal­dım. 21 gün on­da qal­dım. Ne otır­ma­ğa yer bar, ne cür­me­ge. Obir ba­şın­da otı­ra­man de­sem, o yer­de cel ese, işi­ñe iş­liy. 21 gün son­ra alıp ket­ti­ler me­ni. İlk kel­ge­nim oda­da­man, işi bi­raz de­ñiş­ken. Bir ma­sa taa ke­tir­gen­ler.
- Ayt, de­di­ler, ne­ler iş­le­din. Ep­sin ay­ta­caqsıñ !
- Ay­ta­cak şi­yim yok, iy­gi­lik­ten baş­qa, de­dim.
O yer­de, ma­sa­nıñ qar­şı­sı­na sal­dı­lar me­ni, aya­ğım qo­lım bay­la­dı­lar. Bi­yer­ge de bir ta­yaq soqtı­lar. … Şay­tip acı­sın şek­tik on­la­rın. Ba­qı­ra­man, n’ete­men, kim eşi­te­cek ? Eşit­se de kim yar­dım ete­cek ? Ekin­ci gü­nü al­dı­lar, Ban­ka’nın ha­zi­ne­si bol­ğan qat­tan taa aşa­a­da yer­ge. (Ban­ka bi­na­sı Ovi­diu mey­da­nın­da, önü Ro­ma­lı şair Ovi­di­us’un hey­ke­li­ne ba­kar, Ban­ca Nat­si­o­nală / Mil­lî Ban­ka ola­rak normal iş­le­ri­ni gö­rür, ar­ka ta­ra­fı da de­ni­ze ba­kar ve üze­rin­de bu­lun­du­ğu ya­lı­ya­rın cep­he­sin­den bir­çok kat­lar­la de­niz hi­za­sı­na, te­me­liy­le de top­ra­ğın içi­ne iner, Giz­li Em­ni­ye­tin dai­re­le­ri­ni ve iş­ken­ce­ha­ne­le­ri­ni ba­rın­dı­rır­dı. – S.O.).
Al­tı­ğa bö­lin­gen bir yer. Bir­si­ne me­ni sal­dı­lar. İşin­de eki ki­şi taa bar. 2 met­re bo­yu, eki met­re eni bir yer­de 27 gün qal­dıq.
- Ha­tır­la­ğan er şi­yn? ayt­qan son se­ni mın­dan şı­ğa­rır­mız. Yoqsa yer yü­zün­de sa­ğa yer yok, de­di­ler. …
Mah­ke­me­de ömür boyı ma­pis ber­di­ler. Şa­lış­ma aqqım yoq edi. Ji­la­va’ğa bar­dıq. So­ra Ai­ud’qa, si­lâh fab­ri­ka­sı­na aket­ti­ler. An­da iş­ke şı­ğar­dı­lar. Bir ke­re aş­lıq gre­va­sı yap­tıq. 9 kün­den son­ra vaz­geştík. İs­tek­le­ri­miz – ya­taqta tek bir ki­şi yat­maq ve mek­tup­laş­ma aqqı edi. Ber­me­di­ler.
Dej’ge aket­ti­ler. Ni­y­se, on­da şü­kür, de­dim. Köp hor­lık kör­dik, ezi­yet şek­tik. So­ra doqtor moqtor ber­di­ler, on­lar er gün sa­ba biz­ler­ni qa­ra­dı. On­da eki bu­şuq se­ne qal­dım. So­ra Gher­la’ğa kel­dik. On­da te­ran ser­best­lik tap­qan so­ra, azat et­me­ge baş­la­dı­lar.  Baş­ta tu­tuqlı­lar­nıñ ya­rı­sın, üş ay so­ra da kal­ğan­la­rın ci­ber­di­ler. Biz­ler­ni üş ay so­ra bı­raqtı­lar. 1964 se­ne­si­nin ağus­to­sun­da üy­ge kel­dim.” (1966’da ol­ma­lı).
Mü­lâ­kat 1996 yı­lın­da alın­mış, Ka­ra­de­niz ga­ze­te­si no. 63 – Ma­yıs 1998  ve tek­rar­dan, Ka­ra­de­niz no. 75 – Ma­yıs 1999’da çık­mış­tı).
*
Ali Os­man Bek­mam­bet

12 Şu­bat 1953 – Ali Os­man’ın Sor­gu­lan­ma zap­tı
Sor­gu­la­ma 8,50’de baş­la­dı, 9,30 da bit­ti.
Sor­gu­la­ma­yı yü­rü­ten Em­ni­yet teş­ki­lâ­tın­da teğ­men Cri­şan Pet­re.

Tu­tuk­lu Bek­mam­bet Ali Os­man, 15 Ha­zi­ran 1911’de (10 Ma­yıs 1912 ol­ma­lı) Kös­ten­ce ili, Va­lea Seacă? (Omur­ça) köy­ün­de do­ğum­lu, Ta­tar asıl­lı, Ro­men uy­ruk­lu, si­ya­sî geç­mi­şi – le­jyo­ner par­ti­sin­de 1937’den be­ri hüc­re şe­fi, tah­si­li – se­kiz sı­nıf­lı Me­ci­di­ye Med­re­se­sin­den me­zun, mes­le­ği – öğ­ret­men, son ça­lış­tı­ğı yer Va­lea Seacă oku­lu, 30 ya­şın­da­ki ev ha­nı­mı Pi­ra­ye  ile ev­li, çocuk­la­rı Er­kin 13 ya­şın­da – öğ­ren­ci, kı­zı Ül­kü 9 ya­şın­da – öğ­ren­ci, oğ­lu Yıl­maz 5 ya­şın­da. Ai­le­ce Kös­ten­ce ili Va­lea Seacă köy­ün­de ika­met eder­ler. Sos­yal kö­ke­ni – köy ağa­sı; ba­ba­sı­nın 30 hek­tar eki­lir ara­zi­si,  iki at, iki öküz, bir inek ve bir evi var­dır.
1947 yı­lı­na ka­dar si­ya­sî fa­a­li­ye­ti : Dob­ru­ca’da­ki mil­li­yet­çi ta­tar ha­re­ke­ti­ne ka­tıl­dı. Sür­gün­de bu­lun­ma­dı. As­ker­li­ği­ni 1936 ça­ğıy­la 34 pi­ya­de ala­yın­da yap­tı, rüt­be­si on­ba­şı, esa­ret­te bu­lun­ma­dı. Kar­şı-dev­rim­ci Ta­tar Mil­lî Ha­re­ke­ti teş­ki­lâ­tın­da ve ye­ral­tı Ma­rea (De­niz) teş­ki­lâ­tın­da üye idi. Sa­bı­ka­sı ve mah­kü­mi­ye­ti yok.
So­ru : Mal var­lı­ğı­nız ne­ler­dir ?
Ce­vap : Kös­ten­ce ili, Va­lea Seacă köy­ün­de otur­du­ğum bir evim.
S. : Kaç kar­deş­si­niz, ne­re­de ika­met eder­ler, ne iş ya­par­lar ve es­ki­den han­gi par­ti­de po­li­ti­ka yap­tı­lar ?
C. : Bir tek kar­de­şim var, Ke­mal Bek­mam­bet, çift­çi, es­ki­den ne po­li­ti­ka yap­tı­ğı­nı bil­mi­yo­rum, Kös­ten­ce ili Va­lea Seacă köy­ü­müz­de otu­rur.
S. : Han­gi sü­re­ler­de tah­sil gör­dü­ğü­nü­zü ve me­zu­ni­ye­ti­niz­den son­ra ne iş yap­tı­ğı­nı­zı söy­le­yin.
C. : Üç sı­nıf oku­du­ğum il­ko­ku­lu 1923 se­ne­sin­den 1927 se­ne­si­ne ka­dar Kös­ten­ce ili­nin Va­lea Seacă (Omur­ça) köy­ün­de oku­dum.
İl­ko­ku­lu bi­tir­dik­ten son­ra Me­ci­di­ye Müs­lü­man Se­mi­na­rın­da (Med­re­se­sin­de) se­kiz se­ne oku­dum, 1934 yı­lın­da me­zun olun­ca Va­lea Seacă köy­ü­me ge­lip bir se­ne öğ­ret­men­lik yap­tım, son­ra da as­ker git­tim, köy­üm­den ay­rıl­dım.
1936 yı­lı­nın son­ba­ha­rın­da as­ker­lik­ten tek­rar Kös­ten­ce ili Va­lea Seacă’ya ge­lip çift­çi­lik­le meş­gul ol­dum. Son­ra, 1939 yı­lın­da Kös­ten­ce Ad­li­ye­sin­de me­mur ol­dum.
1943 yı­lın­dan 1947 yı­lı­na ka­dar Va­lea Seacă’da öğ­ret­men­lik yap­tım, o ta­rih­ten son­ra yi­ne bah­çe­ci­lik­le meş­gul ol­ma­ya baş­la­dım.
İş­bu sor­gu­la­ma zap­tı­mı ke­li­me ke­li­me oku­dum, be­yan­la­rı­ma ta­ma­men uy­gun ol­du­ğu­nu gö­re­rek bas­kı al­tın­da kal­mak­sı­zın al­tı­na im­za­mı atı­yo­rum.  İm­za : Bek­mam­bet Ali Os­man.

(A.S.R.İ., fond P, do­sar 2280, cilt I, s. 187-188
Em­ni­yet Ar­şiv ka­yıt no.su).
*
Ali Os­man Bek­mam­bet’in ta­ri­hi ko­nul­ma­mış bir sor­gu­la­ma zap­tın­dan bö­lüm :

Ce­vap : 1949 yı­lı­nın ilk­ba­ba­ha­rın­da,  Am­di Nus­ret’in Tür­ki­ye’ye ka­çıp git­me­sin­den kı­sa bir sü­re son­ra İrs­mam­bet Yu­suf bi­zim Va­lea Seacă’ya (Omur­ça’ya)  gel­di. Ey­üp Me­na­li’nin evin­de İrs­mam­bet, Fe­rat Fa­ik, Me­met Va­ni ve ben bir top­lan­tı yap­tık. İrs­mam­bet Yu­suf Ne­cip Fa­zıl’ın tu­tuk­lan­dı­ğı­nı (1948 Eki­min­de öl­dü­rül­müş­tü bi­le), Am­di Nus­ret’in Tür­ki­ye’ye kaç­tı­ğı­nı, biz­le­rin Dob­ru­ca’da ve Ro­man­ya iç­le­rin­de giz­len­miş bu­lu­nan Kı­rım­lı mül­te­ci­le­re yar­dım­la­rı de­vam et­tir­me­miz ge­rek­ti­ği­ni söy­le­di. Am­di’nin, ka­çı­şın­dan ev­vel ken­di­si­ne Kı­rım­lı mül­te­ci­le­re yar­dım ve ko­nak­bay­lık işiy­le meş­gul ola­cak bir ko­mi­te kur­ma­mız için ta­li­mat ver­di­ği­ni an­lat­tı. Bu top­lan­tı­da ko­mi­te­yi kur­duk, İrs­mam­bet’i baş­kan, ora­da bu­lun­ma­yan Müs­te­cib Hü­se­yin’i ka­si­yer seç­tik. Ben, Me­met Va­ni, Ey­üp Me­na­li, Fe­rat Fa­ik üye idik.
Bun­dan son­ra İrs­mam­bet Yu­suf ken­di­siy­le Müs­te­cib Hü­se­yin’in, şe­hir­de otur­duk­la­rı için bü­tün Kı­rım­lı mül­te­ci­ler­le te­mas ha­lin­de ola­cak­la­rı­nı, biz­den ala­cak­la­rı top­la­nan gı­da ve pa­ra­la­rı on­la­ra yar­dım ola­rak da­ğı­ta­cak­la­rı­nı söy­le­di. Ay­rı­ca yi­ne iki­si, mek­tup­la, Tür­ki­ye’de bu­lu­nan Am­di Nus­ret ve Müs­te­cib Ha­cı Fa­zıl ile te­mas ku­rup mem­le­ket­te­ki hal­kı­mı­zın ve Kı­rım­lı­la­rın du­ru­mun­dan ha­ber­dar edip, mül­te­ci­ler için pa­ra yar­dı­mı ta­le­bin­de bu­lu­na­cak­la­rı­nı bil­dir­di.
Yi­ne o va­kit, İrs­mam­bet Yu­suf biz üye­le­re, köy­de otur­du­ğu­muz için pa­ra ve­ya gı­da top­la­ma­mı­zı, bun­la­rı Kös­ten­ce’ye ge­ti­rip ka­si­yer Müs­te­cib Hü­se­yin’e ver­me­mi­zi söy­le­di.
So­ru : “Ma­rea” (“De­niz”)  kar­şı dev­rim­ci teş­ki­lâ­tı­na ne za­man gir­din ve bu­ra­da ne gi­bi ça­lış­ma­lar­da bu­lun­dun ?
Ce­vap : 1949 yı­lı­nın Ey­lû­lün­de bir gün köy için­de köy­deş­ler­den Con­stan­tin Glo­dea­nu ile kar­şı­laş­tık. Laf laf­tan, ba­na Kös­ten­ce’de bir sa­vaş du­ru­mun­da şim­di­ki re­ji­mi de­vir­mek için ha­zır­lık gö­ren bir ye­ral­tı teş­ki­lâ­tı­nın bu­lun­du­ğu­nu an­lat­tı. Çok bü­yük bir teş­ki­lât­mış, saf­la­rın­da es­ki­den tür­lü par­ti­ler­de po­li­ti­ka yap­mış ki­şi­ler bu­lu­nu­yor­muş. Bi­zim Va­lea Seacă? (Omur­ça) köy­ü­müz­de de bu teş­ki­lâ­ta bağ­lı, için­de ken­di­si­nin ve Re­fik Cu­ma­lı’nın da bu­lun­du­ğu bir grup var­mış. Bu ko­nuş­ma­lar­dan son­ra ba­na bu grup­la­rı­na be­nim de ka­tıl­ma­mı tek­lif et­ti. Bu­na ha­yır de­mi­ye­ce­ği­mi, fa­kat ön­ce ken­dim Kös­ten­ce’ye gi­dip şu mer­kez­de­ki­le­ri bir gör­mek is­te­di­ği­mi söy­le­dim.
Bun­dan bir sü­re son­ra Con­stan­tin Glo­dea­nu ile Kös­ten­ce’ye git­tik, adı­nın Pe­rie?ea­nu ol­du­ğu­nu öğ­ren­di­ğim bir ka­dı­nın evi­ne var­dık. Az son­ra ora­ya bir bey gel­di, ken­di­ni teş­ki­lât baş­ka­nı Ne­gu­les­cu İon di­ye ta­nıt­tı. Teş­ki­lât hak­kın­da an­lat­ma­ya baş­la­dı, ge­niş bir teş­ki­lât ol­du­ğu­nu, Bük­reş’te­ki bü­yük adam­lar­la te­mas ha­lin­de ol­duk­la­rı­nı, bir sa­vaş baş­lar­sa en önem­li ku­rum­la­ra el ko­ya­rak şim­di­ki re­ji­mi de­vir­mek ni­ye­tin­de ol­duk­la­rı­nı söy­le­di.
Va­lea Seacă (Omur­ça) köy­ün­de sa­de­ce Re­fik Cu­ma­lı, Cos­tică Glo­dea­nu ve Cos­tică Ban­cu’dan iba­ret bir grup ol­duk­la­rı­nı, daha güç­lü ola­bil­mek için saf­la­rı­na daha çok ki­şi­le­ri çek­mek is­te­dik­le­ri­ni açık­la­dı. Son­ra evi­me dö­ne­rek, yer al­tı teş­ki­lâ­tın­da ça­lış­ma­ya ta­ma­men ta­raf­tar ol­du­ğum­dan, ken­dim de baş­ka­la­rı­nı teş­ki­lâ­ta çek­mek için ça­lış­tım. Me­se­lâ Ma­ria Mar­ti­ca ile gö­rüş­tüm, o da ey­lem­le­re ka­tıl­mak is­te­di. Fa­kat ev­ve­lâ onun­la Kös­ten­ce’ye, teş­ki­lât mer­ke­zi­ne git­tik, böy­le bir teş­ki­lâ­tın bu­lu­nup bu­lun­ma­dı­ğı­nı göz­le­riy­le gör­mek is­ti­yor­du. Ora­da­ki ko­nuş­ma­lar­dan son­ra ik­na ol­du. Mer­kez­de, Pe­rie?ea­nu’nun evin­de Ma­ria da ai­dat tu­ta­rı­nı öde­di, ne ka­dar­dı şim­di ha­tır­la­mı­yo­rum.
Köye dö­nün­ce Purcărea ad­lı ki­şiy­le de ko­nuş­tum, ye­ral­tı teş­ki­lâ­tı­nın var­lı­ğın­dan söz ede­rek, ona ka­tı­lıp ka­tıl­ma­ma hu­su­sun­da dü­şün­ce­le­ri­ni sor­dum. Dü­şü­ne­ce­ği­ni, daha son­ra ce­vap ve­re­ce­ği­ni söy­le­di.
1949 yı­lı­nın Ekim ayın­da Con­stan­tin Glo­dea­nu hemş­eh­ri­le­ri­mi­ze da­ğıt­mam için teş­ki­lâ­tın (sem­bo­lü olan) kur­de­le­le­rin­den 25 adet kur­de­le ver­di. Fa­kat za­man da­ral­dı, çün­kü Ara­lık 1949’da Em­ni­yet evim­de ara­ma yap­tı, ben de ya­ka­lan­ma­mak için kaç­tım, kur­de­le­le­ri da­ğıt­ma­ya fır­sa­tım ol­ma­dı.
Şu­nu da söy­le­me­li­yim, Ma­ria Mar­ti­ca ile teş­ki­lât mer­ke­zi­ne git­ti­ği­miz­de Cos­tică Ban­cu ve Cos­tică Glo­dea­nu’un ver­dik­le­ri 900 le­yi de ver­dim, ken­dim­den de, ba­ğış ola­rak 5 ki­lo be­yaz pey­nir ver­dim.
(A.S.R.İ., fond P, do­sar 2280, cilt I, s. 199-200
Em­ni­yet Ar­şiv ka­yıt no.su).
*
27 Şu­bat 1953 ta­ri­hin­de Bük­reş As­ke­ri Sav­cı­lık ta­ra­fın­dan ha­zır­la­nan 81 no.lu İd­dia­na­me­de Ali Os­man Bek­mam­bet ile il­gi­li bö­lüm :
Ali Os­man Bek­mam­bet le­jyo­ner ha­re­ke­ti­ne 1937 yı­lın­da ya­zı­lıp fa­al ça­lış­ma­lar­da bu­lun­du, bu­nun ne­ti­ce­sin­de Va­lea Seacă’da hüc­re şe­fi ol­du.
1934-1935 yıl­la­rın­da sa­nık Va­lea Seacă’da ta­tar genç­lik teş­ki­lâ­tı­nı kur­du ve Kı­rım’ın, sö­züm ona, kur­tu­lu­şu ve ba­ğım­sız bir ta­tar dev­le­ti­nin ku­rul­ma­sı için yo­ğun  ça­lış­ma­lar yap­tı.
Bu ça­lış­ma­sı­nı sa­nık 1943 yı­lı­na ka­dar sür­dür­dü. Bu ta­rih­te,  Sov­yet­le­re kar­şı sa­va­şın cep­he­sin­de Al­man or­du­suy­la iş­bir­li­ği ya­pan Kı­rım­lı mil­li­yet­çi grup­la­rı Kös­ten­ce’ye gel­dik­le­rin­de sa­nık on­la­ra pa­ra, gı­da ve ba­rın­ma im­kân­la­rı sağ­la­mak sü­re­tiy­le yar­dım et­me­ye baş­la­dı ve bu işe 23 Ağus­tos 1944 ta­ri­hin­den (Sov­yet­ler Ro­man­ya’yı iş­gal edip ko­mü­nist bir ida­re ku­rul­duk­tan) son­ra da de­vam et­ti.
1941 yı­lın­da, Sov­yet­ler Bir­li­ği­ne kar­şı sa­va­şa­cak gö­nül­lü­le­rin lis­te­si­ni çı­kar­mak mak­sa­dıy­la Tür­ki­ye’den özel ola­rak ge­len Müs­te­cib Ül­kü­sal’ın Kös­ten­ce’de­ki İm­pe­rial Ote­lin­de ter­tip­le­di­ği giz­li top­lan­tı­ya sa­nık Ali Os­man Bek­mam­bet de iş­ti­rak et­ti. Kı­rım’a gi­de­rek Sov­yet­ler Bir­li­ği­ne kar­şı sa­va­şa­cak­la­rın lis­te­si­ne sa­nık da ya­zıl­dı.
1948 yı­lı­nın son­ba­ha­rın­da, Ne­cip Fa­zıl’ın tu­tuk­lan­ma­sın­dan son­ra sa­nık, Am­di Nus­ret’i Tür­ki­ye’ye ka­çı­şı­na ka­dar Va­lea Seacă’da evin­de ba­rın­dır­dı.
Bu gün­ler­de sa­nık, ken­di­si­ne ve Kı­rım­lı­la­ra Tür­ki­ye’den pa­ra yar­dı­mın­da bu­lu­na­ca­ğı­nı va­ad eden Am­di Nus­ret’ten, Kı­rım­lı sı­ğın­ma­cı­la­ra yar­dım et­me işi­ne de­vam et­me­si ve ça­ba­la­rı­nı art­tır­ma­sı için ta­li­mat al­dı.
1949 yı­lı­nın ilk­ba­ha­rın­da sa­nık, İrs­mam­bet Yu­suf’un Va­lea Seacă’da, Ey­üp Me­na­li’nın evin­de ter­tip­le­di­ği top­lan­tı­ya ka­tıl­dı. Bu top­lan­tı­da mey­da­na ge­ti­ri­len Kı­rım­lı­la­ra yar­dım ko­mi­te­sin­de, sa­nık üye se­çil­di.
1949 yı­lı­nın Ey­lû­lün­de sa­nık, Con­stan­tin Glo­dea­nu ad­lı ki­şi ta­ra­fın­dan Kös­ten­ce’de bir kar­şı dev­rim­ci bir teş­ki­lâ­tın var­lı­ğın­dan ha­ber­dar edil­di.
Soh­bet­le­rin­de Con­stan­tin Glo­dea­nu  ken­di­si­ne Kös­ten­ce’de, muh­te­mel bir sa­vaş­ta mev­cut re­ji­mi de­vir­mek is­te­yen, “Ma­rea” (De­niz) adın­da bir kar­şı dev­rim­ci bir teş­ki­lâ­tın bu­lun­du­ğu­nu an­lat­tı.
Con­stan­tin Glo­dea­nu’nun bu yer al­tı teş­ki­lâ­ta ken­di­si­nin de ka­tıl­ma­sı tek­li­fi­ne sa­nık ka­tıl­ma­ya ra­zı ol­du ve bu amaç­la, Kös­ten­ce’ye gi­de­rek giz­li teş­ki­lâ­tın baş­ka­nı olan Ne­gu­les­cu İon ile gö­rüş­tü. Bu şa­hıs, teş­ki­lât­la­rı­nın çok güç­lü ol­du­ğu­nu, Bük­reş’te­ki bü­yük adam­lar­la ir­ti­bat­ta bu­lun­du­ğu­nu ve sa­vaş baş­la­dı­ğı an­da en önem­li ku­rum­la­ra el ko­ya­rak ha­li­ha­zır­da­ki re­ji­mi de­vi­re­cek­le­ri­ni an­lat­tı. Bu ve­si­le ile giz­li teş­ki­lâ­tın baş­ka­nı Ne­gu­les­cu İon sa­nı­ğa Va­lea Seacă’da bir yer al­tı grup­la­rı­nın bu­lun­du­ğu­nu, fa­kat çok az üye­li ol­du­ğu­nu, sa­yı­la­rı­nı art­tır­mak için ye­ni üye­ler bul­ma­la­rı ge­rek­ti­ği­ni söy­le­di. Sa­nık teş­ki­lâ­ta müm­kün ol­du­ğu ka­dar çok üye çek­me­ye ça­lış­tı ve bu uğur­da le­jyo­ner eği­lim­li Ma­ria Mar­ti­ca ile, Purcărea ad­lı ki­şi ile ve daha bir­çok­la­rı ile gö­rüş­tü, mer­ke­zi Kös­ten­ce’de bu­lu­nan teş­ki­lâ­tın Va­lea Seacă şu­be­sine ya­zıl­ma­la­rı­nı tek­lif et­ti. Sa­nık, Kös­ten­ce’de­ki teş­ki­lât mer­ke­zin­de gö­rev­li Pe­rie?ea­nu ad­lı ki­şi va­sı­ta­sıy­le yer al­tı teş­ki­lâ­tı­na ai­dat gön­der­di. 1949 yı­lı Ekim ayın­da sa­nık, Con­stan­tin Glo­dea­nu’dan Va­lea Seacă sa­kin­le­ri­ne da­ğı­tıl­mak üze­re, Kös­ten­ce’de­ki giz­li teş­ki­lâ­tı­nın gön­der­di­ği 25 adet ta­raf­tar­lık alâ­me­ti kur­de­le tes­lim al­dı. Sa­nık ay­rı­ca Cos­tică Ban­cu ve Cos­tică Glo­dea­nu’dan top­la­dı­ğı 900 ley ile ken­din­den 5 ki­lo be­yaz pey­ni­ri teş­ki­lâ­ta şah­sen gö­tü­rüp ver­di. Ara­lık 1949’da res­mî ma­kam­lar ta­ra­fın­dan ya­ka­lan­ma­mak için sa­nık ika­met­gâ­hın­dan ka­yıp­la­ra ka­rış­tı ve Mart 1950’ye ka­dar Brăila (İb­rail) müs­lü­man me­zar­lı­ğı­nın bek­çi­si Omer Gias­cu Ag­lo’nun (yan­lış ya­zıl­mış, Ömer G. Aş­çı­oğ­lu gi­bi bir isim her­hal­de) evin­de giz­len­miş. Bu­ra­da iken Kı­rım­lı mül­te­ci Ani­fe Özen­baş­lı ai­le­si­ni zi­ya­ret edi­yor­du. Brăila’dan ay­rıl­dık­tan son­ra sa­nık sı­ray­la Ali­me Nur­mam­bet ad­lı ki­şi­de, 1951 yı­lı­nın Eki­mi­ne ka­dar Va­lea Seacă’da­ki ye­ğe­ni Rı­za Asan’da kal­dık­tan son­ra Kös­ten­ce’ye geç­ti. Bu­ra­da Müs­te­cib Hü­se­yin ve İrs­mam­bet Yu­suf ile te­mas sağ­la­dı ve bun­lar ken­di­si­ni, tu­tuk­la­nın­ca­ya ka­dar evin­de kal­dı­ğı Fa­zıl İs­lâm’ın ya­nı­na yer­leş­tir­di­ler. Kös­ten­ce’ye dön­me­si­nin se­be­bi Tür­ki­ye’ye kaç­ma­nın ça­re­si­ni ara­mak­tı.
(A.S.R.İ., fond P, do­sar 2280, cilt I, s. 2- 23,
İd­dia­na­me­nin Em­ni­yet Ar­şiv ka­yıt no.su).
*
Bü­yük Ta­tar Gru­bu Da­va­sı­nın 11 Mart 1953 ta­rih­li 179 no. lu ka­rar met­nin­de Ali Os­man Bek­mam­bet Efen­di için şun­lar ya­zı­lı­dır :
“Mah­ke­me, Hal­kı­mız na­mı­na
C.K mad­de 191 pa­ra­graf 1, mad­de 193, 25 mad­de ba­his 6, 224 ile 226 ve 184 mad­de­ler bir­lik­te, As­ke­ri K. 304 ve 463 mad­de­le­ri­ne is­ti­na­den mah­kûm eder :
1. İrs­mam­bet Yu­suf’u …
2. Müs­te­cib Hü­se­yin’i …
3. Me­met Men­du’yu …
4. Ali Os­man Bek­mam­bet’i ka­mu dü­ze­ni­ne kar­şı iş­le­di­ği hain­lik­le­ri için 20 yıl ça­lış­ma kam­pı, 10 yıl si­vil hak­la­rın­dan mah­ru­mi­yet ve şah­si mal­la­rı­nın mü­sa­de­re­si,
Bir ya­ban­cı ül­ke­nin em­ni­ye­ti­ne kar­şı fi­il­le­ri için 10 yıl ale­lâ­de tu­tuk­lu­luk.
500 (beş­yüz) ley mah­ke­me mas­raf­la­rı­na mec­bur eder ve 17 Şu­bat 1951 ta­ri­hi­ni ce­za­nın baş­lan­gı­cı ola­rak ka­bul eder.
C.K. 101 mad­de­si­ne gö­re sa­nık 20 (yir­mi) yıl ça­lış­ma kam­pın­da ka­la­cak, 10 yıl me­de­ni hak­la­rın­dan mah­rum ola­cak, şah­si mal­la­rı mü­sa­de­re edi­le­cek­tir.”
Kay­nak : Ro­man­ya Müs­lü­man Ta­tar Türk­le­ri
De­mo­krat Bir­li­ği ve Kös­ten­ce “Ovi­di­us” Üni­ver­si­te­si
Ta­rih Fa­kül­te­si­nin or­tak ya­yı­nı eser :
Tăta­rii în İs­to­ria Ro­mâ­ni­lor – Mun­te­nia – Con­stanţa 2004

*
Du­ruş­ma­lar bi­tip ce­za­lar bi­çil­dik­ten son­ra Ali Os­man Efen­di, di­ğer bü­tün mah­küm­lar gi­bi, bir ce­za­e­vin­den öbü­rü­ne do­laş­tı­rı­lır: Bük­reş, Ji­la­va, Dob­ru­ca’da­ki Mid­ye Bur­nu’nun taş ocak­la­rı, Tran­sil­van­ya’da­ki Ai­ud, Cav­nic ve Baia Sprie ma­den ocak­la­rı, Gher­la, Tu­na bo­yun­da­ki Sal­cia, Aga­va, Grădi­na dev­let üret­me çift­lik­le­ri ve tek­rar Ai­ud ha­pi­sa­ne­si.
“Ai­ud mah­bu­sı eñ zor­lı, en dertlí, tu­tuqlı­nıñ ömrín aşa­ğan mah­bus­lar­dan bírísí edí. On­da qa­pa­lı tur­ğan­la­rın ba­zı­la­rı deldíre, has­ta­la­na. Öl­gen­lerí köp bol­dı. Oda­lar Ai­ud’ta ekí met­re keníşlíkte, üç bu­çuk uzun­luqta, ekí sek­sen yük­seklíkte. İçe­cek su şe­lek için­de, WC üçün şe­lek oda için­de. Yaz kün­le­ri şe­lek­tekí pislíkníñ ko­ku­la­rın ayt­ma­yım. Er­ten bír de ak­şam, şe­lek­tekí pislíklerní bo­şa­ta edík. Her oda­da dört demír kar­yo­la bar edí. Ekíşer ekíşer, üst üst­ke sa­lın­ğan, ara­la­rı qırq san­tim.
Men bu zor şart­lar­da, ka­ran­ğı kün­ler­de, kut­sal ki­ta­bı­mız Kur’an Ke­rim­den şu ekí ayet­men ya­şa­dım : Ba­ka­ra su­resíníñ yüz ellí üçüncí ayetín so­nu, bír de Al İm­ran su­resíníñ yüz qırq al­tın­cı ayetíníñ so­nı mením mo­ralím ku­vet­lendíre edí. Köp de­fa­lar En­bi­ya su­resíñíñ sek­sen yedíncí ayetín son betín köp oqıy edím. …
1964 yı­lı­nın Ni­sa­nın­da kur­tul­du.
“Er­tesí kün sa­at do­quz qa­rar­la­rın­da Bük­reş’ke keldík. Kös­tencí’ge o sa­at­te tren yok eken. Üy­le­den son­ra sa­at üç­te bar. Sa­at üç­te tren­ge míndík, tren cö­nedí. Mec­di­ye’ge kel­gen­de sa­bah ca­rıqlan­ma­ğa baş­la­dı Mur­fat­lar’ğa kel­geşí kün tuwdı. (An­la­şı­lan, bin­dik­le­ri tren bir “per­so­nal”, ya­vaş gi­den, her du­rak­ta du­ran, Bük­reş-Kös­ten­ce ara­sı 217 ki­lo­met­re­lik yo­lu 12 sa­at­te alan bir pos­ta tre­ni idi.)
Tren­de bol­ğan ar­qa­daş­lar­man sa­rılş­ıp ayı­rıl­dım. Tren­den tüştím, pe­ron­da bír kíşí men­den közín ayır­may. Öz özíme, bu bír se­ku­rist (giz­li po­lis men­su­bu) bol­sa ke­rek, dedím. Col­ğa şıqtım, üy­ge doğ­rı ca­yav ke­te­men. Tor­ba­lar qo­lum­da. Bír ara­da ar­tı­ma qa­ra­dım, pe­ron­da ma­ğa qa­ra­ğan kíşí ar­tım­dan ke­li­ya­tır, men cü­re­men, o cü­re, ar­tım­dan yetíştí. Ma­ğa ro­men­ce “Ali ağa, sensín mí ?” dep sor­du. “Evet, men­men,” dedím. “Mení ta­nı­may­sıñ mı ? dedí. Men Gică’man, qomş­ıñız­man.”
Men üy­den ket­ken­de on yaş­la­rın­da edí, üy bol­ğan, ba­la şa­ğa sa­hib bol­ğan, ya­şı da yir­mi yedí bol­ğan. Col­da “Bízímkíler níşliy ?” dep sor­dım. “Hepsí arü, şímdí üyíñe bar­ğan­da körírsín,” ded?.
Sa­at sekíz qa­rar­la­rın­da üyü­müz­ge keldím. Qa­pı­ğa yak­laş­tım, üy­den bír qız şıqtı, tü­şüníp, bu mením qı­zım mı, yoqsa bal­dı­zım mı, dep tur­ğan­da, ma­ğa ro­men­ce “Sen mın­da kímní qa­ray­sıñ ?” dedí. Men de ro­men­ce “Ma­dam Ali mın­da otu­ra mı ? dedím. “Evet, mın­da otu­ra. “Ha­nım qız, mı­nav tor­ba­lar­nı al­sa, yo­rul­dım”, dedím. Al­dı, tor­ba­lar­da atım ya­zı­lı edí . Oqıy ! “Ba­bay, sensín mí ?” dedí. Men de “Ül­kü, sensín mí ?” dep o man qu­şaqla­şıp, o da “Ba­bay, sen qay­dan şıqtıñ, qay­dan ke­li­ya­tır­sın ? dep ba­qı­rıp ba­qı­rıp cı­lay ! Eşím, Ül­kü’níñ ba­qı­rıp cı­la­ğa­nın eşíte, tı­şar­ğa şı­ğa, onıñ ar­tın­dan kíşke­ne ulum da şı­ğa. Ne körsín ? Qız ba­ba­ğa sa­rıl­ğan, qu­va­nıp qu­va­nıp cı­lay ! Qa­ra­dım, eşím men? kör­ge­men, şaş­kın hal­de, özín coy­ta­ya­tır. “Men qur­tul­dım” dep ay­ta­ya­tır­ğan­da, bír caş ma­ğa sa­rıl­dı. “Bu kím ?” dep sor­dım. “Bu seníñ taş­lap ket­ken on ay­lıq ba­lañ” de­dì. Men qur­tu­lıp kel­gen­de on al­tı ya­şın­da tap­tım, ta­nı­ma­dım.
Üy­ge kír­dík, eşím ma­ğa “üs­tüñ­de­kí kí­yím­le­ríñ de­ñíş­tír­se, kö­zay­dın­ğa kel­gen-ket­ken bo­lır” de­dí. Oda­ğa kí­ríp kí­yím­le­rím de­ñíş­tír­ge­şí üç dört da­qıy­qa geç­tí.
Kíyíníp şıqtım, otur­ğan oda­ğa kírdím. Şu ara­da oda qı­sım aqra­ba, qo­nu-qomşı, ta­nış-bílíşmen tol­ğan. Hepísí köz ay­dın­ğa kel­gen­ler. Otuz ya­şın­dan yu­qa­rı bol­ğan­lar­nı ta­nı­dım, anav bírlerín ta­nı­ma­dım.
Şaytíp, on beş cıl­dan son üy­ge keldím. Men 1949’da üy­den qa­şıp ket­ken­de Er­kin ulum beş ya­şın­da edí. Qur­tu­lıp kel­gen­de yírmí ya­şın­da tap­tım. Qı­zım üç ya­şın­da edí, men qur­tu­lıp kel­gen­de on sekíz ya­şın­da. Kíşke­nem Yıl­maz on ay­lık edí, men kel­gen­de on al­tı ya­şın­da edí.
Qur­tu­lıp kel­gen son, ekí haf­ta geş­medí, mení İş Tap­ma Qu­ru­mı­na, Me­ci­di­ye’ge şa­qır­dı­lar. Ça­lış­maq üçün mení, mej­bu­ren Va­lul Trai­an’ğa (Ha­san­ça’ğa) odun de­po­su­na ha­mal berdíler. On­da dört ay ça­lış­tım. Dört ay­dan son Cer­na­vo­da’da (Bo­ğaz­köy’de) bír şan­ti­yer­de de­po me­mu­rı bol­dım. On­da bír cıl al­tı ay ça­lış­tım. Son­ra üç cıl Ba­ba­dağ qa­sa­ba­sın­da ho­ca va­zi­fesín ya­sa­dım. 1969 cı­lı­nın son kün­lerínde ho­ca­lıqman Ba­sa­rab’qa (Mur­fat­lar / Ta­tar Nur­bat’qa) avuş­tım. Yírmí cıl Ba­sa­rab’ta ho­ca­lıq ya­sap emeklí bol­dım. …
Qur­tu­lıp üyü­me keldím, bírkaş va­qıt geş­ken son, bír kün eşímden sor­dım : Emel Mec­mu­a­la­rı tu­ra mı ? Ata­lar sözí, şıñ­lar, cır­lar, ta­tar­ca ya­zıl­ğan şi­ir­ler def­terímní sor­dım. (Emel Mec­mu­a­sı­nın 1939 yı­lı Ni­sa­nın­da çı­kan 137 no.lu sa­yı­sın­da Omur­ça­lı Ali Os­man efen­di­nin top­la­dı­ğı ata söz­le­ri­nin bir kıs­mı ba­sı­lı­dır. – S.O.). “Qor­qıp hepsíní caqtıq” dedí. Ne qa­dar acın­dım. Yírmí cıl­da top­la­ğan şi­ir­ler, ata­lar sözí, şıñ­lar, cır­lar, tap­ma­şa­lar, taa baş­ka­la­rı ya­zı­lı edí. Emel mec­mu­a­la­rı, hepísí cılt­lı edí.
Eşím Pi­ra­ye, Mec­di­ye­li Fer­had efendíníñ qı­zı. Fer­hat efendí, şairímíz Meh­met Ni­ya­zi men dost-ar­qa­daş eken­ler. Eşím doğ­dı­ğı za­man, şairímíz Meh­met Ni­ya­zi dört sa­tır­lı bír şi­ir yaz­ğan eşím aqqın­da. Bu dört mıs­ra­lı ya­zı ipek­men íşlenmíş, du­var­da asuv­lı tu­ra edí. “Onı da caqtıq”, dedí …
1989 cı­lı­nın son kün­lerínde, Ara­lık ayın­da Ro­man­ya’da bol­ğan in­kı­lap­tan son­ra, 1990 cı­lın­da, Ma­yı­sın son kün­lerínde Kös­ten­ce şehírínde “Kül­tür Üyí” sa­lo­nun­da er­kek ka­dın, caş, kız, bír top­lan­tı ya­sal­dı. Top­lan­tı­ğa qa­la­ba­lıq halq keldí. Bu top­lan­tı­da ba­zı qa­rar­lar alın­dı.
Bíríncí qa­rar, bír ta­tar yö­netím qu­ru­lu qur­maq me­se­lesí bol­dı, qur­maq içün qa­rar alın­dı.
Baş­qan, baş­qan yar­dım­cı­sı, vez­ne­dar, yaz­man, üye­ler ayı­rıl­dı. Yö­netím ça­lış­ma­ğa baş­la­dı. Baş­qan ola­raq Ek­rem Menlíbay ayı­rıl­dı. Ekí cıl­dan son­ra seçím ya­sal­dı, Ünal Mam­bet’ní ayır­dı­lar. Bu ha­tı­ra­la­rım yaz­ya­tır­ğan­da (2001 yı­lın­da) ekí tret Ne­cat Sa­li baş­qan ayı­rıl­dı.
Baş­qan­lar yö­netímní arü yö­nettíler. Şairímíz Meh­met Ni­ya­zi’nıñ kabrí ba­şın­da an­ma tö­rení ya­sal­dı. Sim­poz­yon­lar, zi­ya­ret­ler, an­ma­lar, Qı­rım’ğa yar­dım­lar ya­sal­dı.
1990 cı­lın­dan 2000 cı­lı­na qa­dar 4-5 ke­re Qı­rım’ğa ketíldí. Qa­sa­ba, köy­ler­de teş­ki­lât­lar ya­sal­dı. Ro­man­ya’da köp cıl­lar­dan son­ra bír “Qa­ra­deñíz” ga­za­ta­sı şıqtı, halq ara­sın­da qu­vanç­man oqul­ma­ğa baş­la­dı. 1993, 1994, 1996 cıl­la­rın­da Cur­tı­mız Qı­rım’ğa ba­rıp Qı­rım’nı kör­mek qu­van­cı­man ya­şa­dım. …
Ekíncí bír qu­va­nı­şım 1994 cı­lın­da (1995 yı­lın­da, 29 Ocak­ta idi. – S.O.) İs­tan­bul-Üs­kü­dar be­le­di­ye sa­lo­nun­da dün­ya­nıñ her kö­şesínden kel­gen ta­tar hal­qı­nıñ qar­şı­sın­da Mil­li Mec­lisíñ Baş­qa­nı Mus­ta­fa Ce­mil Qı­rı­moğ­lu dört kíşíní Qı­rım qal­pa­ğı­man şe­ref­lendírdí.
Bu mením 67 cıl bu col­da cür­gením, ça­lış­qa­nım, bír ga­ye üçün mah­bus­ta qa­pal­ğa­nım­nıñ mü­kâ­fa­tı­dır.
Men­men ba­ra­bar bu şe­reflí da­qıy­qa­lar­nı pay­laş­qan­lar, da­kıy­qa­lar­ca al­qış­lar­man, Qı­rım qal­pa­ğın baş­la­rın­da ta­şı­ğan Müs­te­cib Ül­kü­sal, İsa Yu­suf Alp­te­kin, Müs­te­cib Sa­me­din’dir.
Curt aş­qı­man, curt sü­ygísímen, bírlíkmen ve doğ­ru­luqman ça­lış­qan bír caş ne mut­lu !”
(Kay­nak : Ali Os­man Bek­mam­bet – Keş­ken Kün­ler, 2001 Kös­ten­ce – Ro­man­ya Müs­lü­man Ta­tar-Türk­le­ri De­mo­krat Bir­li­ği­nin ya­yı­nı).
*
Ali Os­man Efen­di bu­gün iler­le­miş ya­şı­na rağ­men, Kös­ten­ce Kı­rım Ta­tar Der­ne­ği­nin ça­lış­ma­la­rı­nı alâ­ka ile iz­ler, Kı­rım’dan ge­len her mi­sa­fi­ri gör­me­ye can atar, “Kı­rım bal­la­rın­dan” Kı­rım’a ve Mus­ta­fa Ce­mil Kı­rı­moğ­lu’na se­lâm­la­rı­nı gön­de­rir. Bah­çe­sa­ray Der­gi­si ola­rak ken­di­si­ne ni­ce sağ­lık­lı ve mut­lu yıl­lar di­le­riz.

Yorum Ekle