(Olayın cereyan tarihinin ay ve günü belirlenememişse yıl olarak göterilmiştir.)
14 Kasım 1683: Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın isteği üzerine Murad Giray Han azledilerek Kırım Hanlığı tahtına İkinci Hacı Giray oturtuldu.
İkinci Hacı Giray, Selim Giray ile birlikte, Avusturya Seferi’ne ve Viyana Kuşatması’na katılmıştı. Burada cesâret ve kahramanlık gösterip ün kazandı. Bozguna uğrayan Osmanlı ordusunun taşımakta olduğu İslam bayrağını düşmanın eline düşmekten kurtardı.
Askerleri ile bu savaştan Kırım’a dönerken Bucak’taki İsmail geçidi yanında Lehistan ordusuna rastladı. Aralarında meydana gelen çarpışmada Leh ordusunu perişan edip komutanını esir aldı. Lehlileri Bucak’ tan dışarı attı.
Nureddin görevinde bulunan Azamat Giray’ı Budin Kalesi’nin imdadına gönderdi. Kendisi muzaffer bir kahraman olarak yurduna döndü. Murad Giray azledilince, Viyana Kuşatması’ndaki başarıları sebebiyle Kırım Hanlığı tahtına oturtuldu.
İkinci Hacı Giray eli sıkı bir kişi idi. Bol bahşiş almaya alışmış olan komutanlar, kendisinden memnun kalmayınca halk arasında fitne ve fesat tohumları saçıp isyan çıkarttılar. Halkı, Han’ın sarayına saldırttılar. Hazinesini ve mallarını yağma ettirdiler. Han, canını kurtarmak için maiyeti ile kaçıp Mangup Kalesi’ne sığınmak zorunda kaldı. Kalgay Devlet Giray’ın bu isyana seyirci kalması, Han’a yardım etmemesi akıl ve iyi niyet sâhiplerini üzmüştür.
Bu olaydan sonra Kırım Hanlığı’nın ileri gelenleri, Osmanlı pâdişahına başvurup hiç suçu olmadığı halde, İkinci Hacı Giray Han’ın azlini istediler. Yerine Selim Giray’ın han olarak gönderilmesini talep ettiler. İstek kabul edildi ve İkinci Hacı Giray Han, Rodos Adası’na sürüldü, orada öldü.
İkinci Hacı Giray Han, 41 yıl yaşadı ve yalnız 9 ay hanlık yaptı.
10 Ağustos 1684: Halkın isteği üzerine azledilip Rodos Adası’na sürgüne gönderilen İkinci Hacı Giray Han’ın yerine Hacı Selim Giray Han, ikinci defa Kırım Hanlığı tahtına oturtuldu.
Kırım’ın en büyük 5 hanından biri ve sonuncusu olan Selim Giray, ilk defa, 1671 yılında Kırım Hanı olmuş ve 1678 yılına kadar ülkesini 6 yıl 10 ay yönettikten sonra, azledilerek yerine Murad Giray, tahta oturtulmuştu.
Selim Giray ikinci defa Han tâyin edildiği sırada Avusturyalılar Osmanlı memleketine saldırıp Sofya yakınlarına kadar geldiler. Padişah, buna karşı gerekli tedbirleri almak ve harekâta geçmek için vezirleri i1e Edirne’de bir askerî danışma meclisi topladı. Bu meclise katılmak üzere Selim Giray da çağrıldı. Mecliste verilen karara göre Kırım Hanı, Başvezirin maiyetinde Avusturyalılara karşı savaşa katılmakla görevlendirildi.
Han, Edirne sınırına yaklaştığı sırada, Rusların Kalitiş boyarlarından (1) Galiç adındaki generalin komutası altında 200.000 askerden ve 1.000 toptan oluşan büyük ve kuvvetli bir ordu ile Kırım’a saldırmak üzere sınırı geçip Or Kalesi’ne yürüdüğünü haber aldı. Ruslar Azak ve Karadeniz sahillerindeki kaleleri kuşatmışlardı. Selim Giray beş gün içinde yıldırım hızıyla Edirne’den Kırım’a geldi. Sekiz gün içinde acele hazırlığını yapıp Rusların üstüne gitti. Kara Yılga denilen yerde Ruslarla karşılaştı. Hanın askerleri Ruslardan azdı.
Selim Giray ordusunu üçe ayırdı: Birinci kol kendi komutasında oluşturuldu. İkinci kol, Kalgay Devlet Giray’ın emrine verildi. Üçüncü kol, Azamat ve Selamet Girayların komutasında idi. Bu tertip üzerine Ruslarla savaşa tutuştular ve tam bir gün vuruştular. Kırımlılar alışılmamış bir cesaret ve ustalıkla dövüştüler. Akşam karanlık basınca savaş durdu. Han, beğlerin, komutanların ve ulemanın katıldığı bir askerî danışma meclisi topladı. İkinci günü uygulanacak muharebe planını hazırladı. Ertesi günü cenk yeniden başladı. Muharebenin en şiddetli bir anında Nureddin Sultan atından yere atllayıp dalkılıç Rus ordusunun merkezine saldırdı. Bunu gören Kırım askerleri saşılacak bir kahramanlıkla yıldırım gibi hücuma geçtiler. Rusları şaşkınlığa uğrattılar ve geri attılar, bin kadar esirle 30 top aldılar. Fakat tamamen mağlup edemediler. Ruslar pek çoktular; boşalan sıraları arkadan gelenler hemen dolduruyorlardı. Bir ara toparlandılar, Or Kalesi’ne yakın Kuyaş (Güneş) denilen yerde istihkâmlar kazıp savaşı yeniden kızıştırdılar.
Or Kalesi’ndeki Kırım askerinin sayısı azdı. Han, ağası Bahadır Ağa’yı kaleye serdar tâyin etti. Kırım askerleri de Rus ordusunun karşısına istihkâm kazdılar. Ruslar su yokluğundan zahmet çekiyorlardı. Deniz suyu içiyorlardı. Tahammülleri kalmamıştı. Kaçmak istiyorlardı fakat bunu daha tehlikeli görüyorlardı. Bir hileye başvurdular: Evvelce Rus uyrukluğunu almış olan Alanur kabilesinin reisi Kalmuk Ağa’yı Han’a gönderip barış teklif ettiler. Han da Yaşlav kabilesi ileri gelenlerinden Kemal Mirzayı Ruslara elçi gönderdi. Han, Rusların Kırımlıları oyalayıp kaçmak istediklerini anlamıştı. Buna göre hazırlık ve tertibatını yapmıştı. Gerçekten bir sabah, düşmanın ortadan kaybolduğunu gören Han peşine düşüp onu kovalamaya girişti. Dokuzlu Oba yakınlarıda arkasından yetişip epeycesini öldürdükten sonra sınırının dışına attı.
Selim Giray, 1689 yılında vuku bulan Osmanlı Avusturya Savaşı’na da çağrıldı. Kalgay ve Nureddin Sultanları Kırım’ın savunması ve korunması ile görevlendirip, kendisi ordusunu alıp Rumeli’ye geçti. Hızlı bir yürüyüş yapan asker çok yorulmuştu. Töbe Çokrak denilen yerde 12 gün kalıp dinlendiler. Buradan yola çıkıp Ferah Kerman’a ve oradan Yaydib’e vardılar. Burada da birkaç gün dinlenip yorgunluklarını giderdikten sonra Üsküp’te düşman ordusuna rastladılar ve hemen saldırıya geçtiler. Kaçanik geçidinde düşmanı bozguna uğrattılar. Karboz adındaki Hersek voyvodasını esir aldılar.
Bu çatışmada Kırım’ın meşhur kahramanlarından Çelebi oğlu Mustafa Ağa ve Abdurrahim Çelebi gibi kişiler şehit oldular. Muharebe, Mustafa Ağa’nın gösterdiği olağanüstü cesâret sâyesinde kazanılmıştır. Bu zafer üzerine Padişah Han’ı Edirne’ye dâvet etti, memnuniyet ve takdirini bildirip bol hediyeler ile gönlünü aldı, iltifat etti.
Selim Giray Han, Köprülüzade Mustafa Paşa ile yeniden savaşa gönderildi. Belgrad Kalesi onarılıp sağlamlaştırıldı. Niş kasabasına döndükleri zaman Han, oğlu ve Nureddin’i Azamet Giray’ın öldüğünü öğrendi ve çok üzüldü. Acısına dayanamayıp 1691’de Hanlıktan istifa etti .Kışı Edirne civarındaki Timurtaş çiftliğinde geçirdi.
Yerine Amcasının oğlu Seadet Giray Han tâyin olundu.
Selim Giray İstanbul’a ve oradan Mekke’ye gidip hac farizasını eda etti ve Hacı oldu. Hacdan dönüşünde Padişah özel adamlarını gönderip Han’ı törenle karşılattı. Hediyelerle taltif etti. İkameti için Silivri’de bir çiftlik tahsis olundu. Hacı Selim Giray Han, 1692 yılında üçüncü, 1702 yılında da dördüncü defa Kırım Hanlığı tahtına oturtuldu. Toplam 21 yıl 9 ay hanlık yaptı.
Ağustos 1684: Selim Giray Han, Osmanlı ordusu ile birlikte Lehistan Seferi’ne katıldı.
Lehistan kralı Jan Sobieski’nin Avusturya İmparatoru Leopold’e sağladığı destekle kazanılan Viyana Zaferi, Avusturya için büyük bir kazanç olduysa da zaferi elde eden İmparator, kendisine bu büyük başarıyı temin eden Lehistan Kıralı’na lâyık olduğu önemi vermemiş ve onu dışlamıştı. Bundan sonra Lehliler Osmanlı sınırı üzerinde açtıkları cephede mücâdeleye devam ettiler.
Eski Boğdan Beyi Stefan, Lehlilerin yanına kaçtıktan sonra onlarla birlikte sınırda faaliyette bulunmakta idi. Viyana bozgunundan sonra Stefan bu faaliyetini arttırıp, hattâ bir aralık Boğdan Voyvodası Duka Bey’i bastırarak esir edip götürmüş olduğundan onun yerine İstanbul’da bulunan eski Boğdan Zoyvodası Dimitraş tâyin olunup gönderildi.
1684 yılının Ağustos ayında Lehistan Kralı Jan Sobieski, 80.000 kişilik bir kuvvetle Kamaniçe üzerine geldi. Plânı gereğince burasını aldıktan sonra Boğdan’ı işgal edecekti. Hotin Kalesi karşısına gelen Sobieski kale tarafına geçmek için 30.000 kişi ayırıp bunları köprü kurmağa memur etti. Fakat görevliler, nehir taşkını olduğundan temel tutturamadılar. Köprü yapılıncaya kadar 8.000 kişi, Barabaş Kazağı’nı korumakla görevlendirildi.
Bu sırada ikinci defa Kırım hanlığına tayin edilen Selim Giray Han yüz bin kişilik bir kuvvetle sefere çıkıp Lehistan cephesi serdarı Sarı Süleyman Paşa ile Turla yani Dinyestr nehri kenarında buluşmayı kararlaştırdıklarından her ikisi de o tarafa hareket etmişti.
Selim Giray Han, büyük oğlu ve Kalgayı Devlet Giray Sultan’a 30.000 kadar kuvvet verip Hotin önündeki köprüyü muhafaza etmekte olan Barabaş Kazakları üzerine gönderdi. Devlet Giray Sultan bunlara baskın yapıp yakalayarak hemen hepsini kılıçtan geçirdi.
Dinyeper nehri kenarına gelindiği zaman Selim Giray Han, yüksek bir yere çıkıp Kırım Türklerinden oluşan askerlerine heyecanlı ve yüksek sesle; ‘Dinimize za’f gelmekle her taraftan üzerimize din düşmanları saldırdı ve zaferler elde etti. Gün, Kerbelâ günüdür. Bu savaş, Âl-i Osman için veya benim için değildir. Ölünceye kadar din uğruna çalışalım, din düşmanına fırsat vermeyelim ve kıyamete kadar iyi adla anılalım.’ Deyip attan inerek secdeye kapandı. O zaman, Kırım Türk askerleri titreşip bağırarak düşmandan yüz çevirmeyeceklerine ve şehit oluncaya kadar dövüşeceklerine ant içtiler ve derhal harekete geçip Hotin önüne geldiler.
Beri taraftan Lehistan cephesi serdarı Süleyman Paşa, maiyetindeki kuvvetleriyle İsakçı’dan Kartal yakasına geçip yürürken, bir gün evvel yetişmesi hakkında Kırım Hanı’ndan mektup alınca süratle hareket edip Turla kenarında Selim Giray’la buluştu. Han ve Osmanlı kuvvetlerinin geldiğini haber alan Sobieski taarruza cesaret edemeyerek kuvvetlerini geri çekmeye başladı. Her taraftan Osmanlı ve Kırım askerlerince sıkıştırıldığından çok zayiata uğradı. Sobieski bir iş başaramadan çekilmiş olduğundan Süleyman Paşa Babadağı kışlağına ve Kırım Hanı da yerine döndüler. Bu cephe olayları detaylarıyla pâdişâha bildirildi. Bu başarıdan memnun olan Sultan Dördüncü Mehmed Han, Selim Giray Han ile Süleyman Paşa’ya ve maiyetlerine hil’at, kılıç ve değerli hediyeler gönderdi.
1686: Ruslar, Kırım’a ve Azak Kalesi’ne saldırmaya başladılar.
Ruslar, 1686 yılında Avrupa’da kurulan mukaddes ittifaka katılarak Kırım’a ve Azak Kalesi’ne saldırdılar. Ruslar’ın Kırım’ı istilâ teşebbüslerine karşı Kırımlıların müdafaası ve Besarabya’da Leh kuvvetlerinin saldırılarını bertaraf etmesi ilk felâketli savaş yıllarında Osmanlıları büyük bir endişeden kurtardı. Bundan başka Kırım kuvvetlerinin 1688’de Sırbistan’da Kaçanik Boğazı’nda Habsburg ordusunu püskürtmesi savaşın gidişinde bir dönüm noktası teşkil etti. Hacı Selim Giray, savaşın sonuna kadar sık sık değişen sadrazam ve padişahlar karşısında uzun zaman mevkiini koruyarak İstanbul’da devlet işlerinde üstün bir nüfuz kazandı, hatta bir defasında padişah sadrazamını seçerken onun görüşünü dahi almıştı. Selim Giray Han bu sâyede savaşın sevk ve idaresinde birlik ve devamlılık sağladı ve şüphesiz devletin daha büyük felâketlerden korunmasında âmil oldu. Bununla beraber, Selim Giray Han’ın ülkesi dışında, Osmanlı cephelerinde bulunmasından yararlanan Rus çarı, 1696’da Azak Kalesi’ni zaptederek 1700 yılındaki İstanbul Muahedesi ile burayı elinde tutmayı başardı.
30 Mayıs 1689: Hacı Selim Giray Han, Ruslara karşı Perekop Zaferi’ni kazandı.
İkinci Viyana Kuşatması’ndan sonra Osmanlı Ordusu’nda büyük bir çözülme başlamıştı. Büyük toprak kayıplarından sonra Vişegrad, Uyvar ve Estergon gibi önemli kaleler ile Budin gibi 160 yıllık Türk yurdu elden çıkmıştı. Hemen ardından Eğri Kalesi, 14 Kasım 1687’de vire ile teslim oldu. 6 Eylül 1688’de İstoni-Belgrad ve hemen ardından Szolnok, Lippa, İllok ve Varadin düşman eline geçti. Bosna Cehpesi’nde Banyaluka, İzvornik ve Grandiska kaleleri düştü.
Bu durum üzerine Edirne’de durumun müzâkere edilmesi ve bozgunlara çâre bulunması için devlet erkânının katılımı ile toplantı yapıldı. Toplantıda, Hacı Selim Giray Han da bulundu. Alınan karar gereğince, düşmanla savaşmayıp askeri ile birlikte cephe gerisine çekilen ve merkezden gönderilen emirleri dinlemeyen Osman Paşa’nın yakalanarak idam edilmesi için Selim Giray Han görevlendirildi. Selim Giray Han, Recep Paşa ile birlikte bu görevi ifa ettikten hemen sonra, Rusların büyük bir kuvvetle Kırım’a saldırdıkları haberi geldi. Selim Giray Han, derhal geri dönerek büyük bir süratle gece-gündüz durmadan 6 günde Orkapı’ya ulaştı. Kısa sürede toplayabildiği 15.000 kişilik ordusu ile Ruslara karşı çıktı. Az bir kuvvetle akıl almaz kahramanlıklar gösteren Selim Giray Han, 5 gün süren kanlı muhârebelerden sonra Rus ordularını dağıtarak perişan duruma düşürdü. Ağır kayıplar veren Rus ordusu dağıldı, kaçabilen canını kurtardı.
23 Şubat 1690: Rumeli’yi düşman istilâsından temizleyen Kırım Hân’ı Selim Giray Han Edirne’ye geldi.
Lehistan ve Rusya’daki zaferleriyle Osmanlı’ya bağlılığını ve kahramanlığını ispat eden Selim Giray Han, Edirne’den Arnavutluk’a geçti. Burada Arnavutlar, Avusturya’nın kışkırtması ile isyan çıkarmışlardı. Kırım Hânı, Osmanlı kumandanlarıyla birlikte isyancıları temizledikten ve bilhassa Kaçanik’te krallık taslayan Karpos’u cezâlandırdıktan sonra Edirne’ye döndü. Pâdişah tarafından kabul edilerek, iltifatlar gördü ve Fâzıl Mustafa Paşa’nın hazırlamakta olduğu sefere katılması emrini aldı.
1691: Selim Giray Han’ın, oğlu ve Nureddin’i Azamat Giray’ın şehit olmasına çok üzülerek Hanlık görevinden istifa etmesi sebebiyle Kırım Hanlığı’na İkinci Saadet Giray tâyin edildi.
İkinci Saadet Giray Han, maiyetindekilere ve halkına kendini sevdiremedi. 6 ay hanlık yaptıktan sonra Kırımlıların isteği üzerine hanlıktan azledildi ve Rodos Adası’na sürgün olarak gönderildi. Yerine, Safâ Giray, han olarak tâyin edildi.
1691: Halkının istememesi üzerine hanlık görevinden azledilen Saadet Giray Han’ın yerine, 1691 yılının sonlarına doğru Safa Giray, Kırım Hanlığı tahtına oturtuldu.
Safa Giray, Hacı Ali Paşa maiyetinde olarak Osmanlı Avusturya savaşına çağrıldı. Ordusu ile Yerköy civarına geldi. Bir gece, komutanlar ve Mirzalar askerlerle anlaşıp Kırım’ın yolunu tuttular. Bunları kaçmaya ve Hanı yalnız bırakmaya teşvik ve tahrik edenler İstanbul’dan Kırım’a gönderilmiş ve sarayda kapıkulu / muhafızı adiyle kullanılan bekçiler idiler. Bunlar İstanbul’da bahşişler ve ihsanlar alıp şımartılmış kimselerdi. Sonraları ümera ve ulemanın ellerinde paralı asker gibi kullanıldılar ve Devlette ikide bir kargaşalık çıkardılar. Kırım’daki ümera ve ulema da bunlara göz yumup cesaretlerini artırdılar. Hanlıkta disiplinin bozulmasına sebep oldular. Bu olaylar göz önünde bulundurularak Safâ Giray, 1 yıl 2 ay hanlık yaptıktan sonra azledildi ve Rodos Adası’na sürgüne gönderildi. Yerine 1692 yılında üçüncü defa Hacı Selim Giray Han, tahta oturtuldu.
O sırada Osmanlı Devleti Rusya ve Avusturya ile savaşta idi. Hacı Selim Giray hem Ruslara ve hem Avusturyalılara karşı Osmanlılara yardıma koşuyordu. O arada Devlete karşı ayaklanan Sırpları itaat altına almak görevini de yükleniyor ve yerine getiriyordu. Bir taraftan da Osmanlıların elinde bulunan Azak Kalesi’ndeki ve şehrindeki Osmanlı askerlerine erzak gönderiyordu. Bütün bu işleri aynı zamanda ancak Hacı Selim Giray gibi maharetli ve yıldırım gibi süratli bir Han başarabilirdi.
1699’da Osmanlı Devleti ile Rusya ve Avusturya arasında Karlofça Kasabası’nda, Karlofça Antlaşması imzalandı. Bu Antlaşma gereğince:
1- Lehistan’ın Kırım’a ödediği senelik vergi kaldırıldı.
3- Azak Kalesi Rusya’ya bırakıldı.
3- Kırım Hanlığı Osmanlı Devletine vergi ödemekten affedildi.
Osmanlı Devleti ve Kırım Hanlığı bu antlaşmadan zararlı çıktı. Ruslar, çok önemli olan Azak Kalesi’ni ellerine geçirmekle, Kırım’a ve Karadeniz’e doğru önemli bir adım atmış oldular. Osmanlı Devleti ile Kırım Hanlığı arasındaki bağ, bir miktar gevşedi. Yine Karlofça Antlaşması’na göre; Polonya ve Ukrayna Lehistan’a, Dalmaçya’da bâzı yerler Venedik’e, Erdil ile Macaristan’ın bir bölümü Avusturya’ya bırakıldı. O zamana kadar bu devletlerden alınan vergilerden vazgeçildi.
Bu kayıplar, Hacı Selim Giray Han’ı üzmüştü. Yaşlandığını ileri sürerek Osmanlı pâdişâhından, görevden affedilmesini talep etti. Pâdişah bu dileği kabul ederek, Silivri yakınlarındaki Kadıköy Çiftliğinde yaşamasını uygun gördü. Kendisine yıllık gelir tahsis etti. Hanlıktan çekilen Hacı Selim Giray Han’ın yerine, büyük oğlu Devlet Giray, Kırım Hanlığına tâyin edildi.
11 Şubat 1695: Hacı Selim Giray Han, 70.000 Kırım süvârisi ile Polonya’yı istilâ etti.
Kırım Beğlerinin ve ulemâsının ısrarlı istekleri üzerine Hacı Selim Giray, üçüncü defa Kırım tahtına oturtulmuştu. Osırada Osmanlı Devleti, Rusya ve Avusturya ile savaşta idi. Hacı Selim Giray Han, hem Ruslara hem de Avusturyalılara karşı Osmanlı Devleti’nin yardımına koşuyordu. O sırada Osmanlı’ya karşı ayaklanan Sırpları itaat altına almakla görevlendirildi. Bu görevi başarı ile ifâ ettikten sonra Polonya üzerine yürüdü ve buradaki isyancıları da itaat altına aldı.
19 Haziran 1696: Merzifonlu Kara Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı ordusunun İkinci Viyana Kuşatması sırasında bozguna uğratan Haçlı ordularının komutanı Jan Sobieski, Polonya’nın Vielanov şehrinde, 67 yaşında öldü. Doğumu: Polonya’nın Olesko Şehri, 17 Ağustos 1629.
Fazla kalabalık olmayan asil bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Çok iyi bir eğitim gören Jan gençliğinde Batı Avrupa’nın birçok yerini dolaşma imkânı buldu. İsveç 1655’te Polonya’ya saldırınca, Polonya kralı Jan Kazimierz’e karşı olduğu için İsveçlilerin safında yer aldı. Ertesi yıl yeniden taraf değiştirerek İsveçlilere karşı mücâdelenin önderleri arasına katıldı. 1665’te koruyucusu Kraliçe Maria Ludvvika’nın etkisiyle saray başmareşalliğine getirildi. 1666’da Polonya ordusunda cephe komutanı oldu. Ekim 1667’de Kırım Türkleri ve Don Kazakları ile yaptığı savaşları kazandı.1668 ilkbaharında Varşova’ya döndüğünde başkomutanlığa getirildi. 1665’te genç ve dul Fransız bir bayan ile evlendi.
1669 – 1673 yılları sırasında, bir yandan Kazaklar karşısında yeni başarılar kazanarak adını duyururken, Hotin yakınlarındaki çarpışmalarda Hüseyin Paşa komutasındaki Osmanlı ordularını ağlubiyete uğrattı. Bu başarılar Sobieski’nin saygınlığını büyük ölçüde artırdı. Mayıs 1674’te Habsburgların desteklediği adaya karşı kral seçildi.
Osmanlılarla savaşı sona erdirmeye çalıştı ve Haziran 1675’te Fransa’yla Jaworöw Antlaşması’nı imzaladı. Bu gizli antlaşmayla Sobieski, Osmanlılarla barış yapıldıktan sonra Roma-Germen imparatoruna savaş açacağına söz veriyordu. Ekim 1676’da Osmanlılarla ateşkes sağlandı.
Sobieski’nin, Prusya’dan toprak kazanmak amacıyla Fransa ve İsveç’in desteğini sağlama ve böylece güneydoğuda Osmanlılara kaptırdığı toprakları telafi etme umutları boşa çıktı. Birbirinin peşisıra gelen Osmanlı saldırılarından sonra Fransa’nın müttefiki olan Osmanlıları baş düşman olarak görmeye başladı. Bu yüzden Sobieski öteden beri Fransız taraftarı olduğu halde Fransa’yla ittifakını bozdu. Kutsal Roma-Germen imparatoru ile 1 Nisan 1683 tarihinde Osmanlılara karşı bir antlaşma imzaladı. Antlaşma şartlarına göre iki müttefikten birinin başşehri kuşatılacak olursa, diğeri onu bütün gücüyle destekleyecekti. 1683 yazında Osmanlı orduları Viyana’yı kuşattığında Sobieski yaklaşık 25.000 kişilik ordusunun başında yardıma koştu. Viyana’yı kurtarmak amacıyla toplanan bütün komutanlar arasında en yüksek rütbeli olduğu için yaklaşık 75.000 kişilik müttefik kuvvetlerinin komutasını üstlendi ve Avrupa tarihini belirleyen savaşların en önemlilerinden birinde Kahlenberg’de, 12 Eylül 1683 tarihinde Osmanlı ordularını bozguna uğrattı. Buna karşılık 1683 sonbaharında Macaristan’a düzenlenen seferde aynı başarıyı gösteremedi. Sobieski’nin amacı Eflâk ve Boğdan’ı Osmanlı yönetiminden kurtarmak, Polonya’nın etki alanını Karadeniz, kıyılarına kadar genişletmekti. 1684 -1691 yılları arasında Boğdan’da giriştiği birkaç askerî harekât çoğunlukla başarısız oldu. Son seferinde esir düşme tehlikesiyle bile karşılaştı.
1691’den sonra Sobieski’nin sağlığı ciddî biçimde bozuldu. Bu arada gerek soylularla gerek kendi ailesi içindeki çatışmalarla uğraşmak zorunda kaldı. En büyük oğlu Jaköb kraliçeye ve genç prenslere karşı uzlaşmaz biçimde cephe almıştı. Sobieski’nin bütün oğulları tahta vâris olmak için Habsburglardan veya Fransa’dan destek arıyorlardı.
Avrupa’daki Osmanlı nüfuzuna karşı mücâdele etmek, Sobieski’nin dış politikasının temel taşıydı. Polonya’nın düşmanı konumundaki Rusya, Osmanlıları hedef alan birliğe katılmak isteyince, Sobieski 1686’da Ruslarla Ebedî Barış imzaladı. Bu antlaşmayla, 1667’den beri geçici olarak Rus yönetiminde bulunan topraklar bütünüyle Rusya’ya bırakıldı. 1683’ten sonra uğradığı bütün başarısızlıklana rağmen, Polonya’nın güneydoğusunu Osmanlıların ve Kırım Türklerinin hücumlarından kurtardı ise de 18. yüzyılda Polonya’nın yıkılmasına yol açan iç çekişmeleri önleyemedi.
06 Ağustos 1696: Rus Çarı Deli Petro, Osmanlı Devleti’nin elindeki Azak Kalesi’ni ve çevresini teslim aldı. Bu topraklar Kırım hanlığı’na aitti. Olay sırasında Kırım tahtında Hacı Selim Giray Han oturmakta idi.
13 Ekim 1696: Kefe Beylerbeyi Murtaza Paşa ile Kırım Hânı Selim Giray’ın oğlu Kalgay Kaplan Giray, Azak Kalesi’ni Rus Çarı Petro’nun kuşatmasından kurtardılar.
03 Ocak 1699: Hacı Selim Giray Han, ikinci dönemde 6 yıl 11 ay tahtta oturup büyük hizmetler yaptıktan sonra tahttan kendi isteği ile çekilince yerine oğlu İkinci Devlet Giray tâyin edildi.
İkinci Devlet Giray Han’ın 1. görev dönemi, Kalgay tâyinindeki isâbetsizlik bahâne edilerek karışıklıklar içerisinde başladı, isyanlarla birlikte 4 yıl 1 ay devam etti. Devlet Giray Han Rusların Kırım ve Osmanlı topraklarına saldırı hazırlığı içerisinde olduğunu İstanbul’a haber vermişti. Kendisini çekemeyenler, entrikalara giriştiler ve verilen haberin asılsız olduğuna İstanbul yönetimini ikna ettiler. Bunun üzerine pâdişah, İkinci Devlet Giray’ı azledip Rodos Adası’na sürgüne gönderdi ve yerine babası Hacı Selim Giray’ı üçüncü defa han tâyin etti. İkinci Devlet Giray; 6 yıl 1 ay aradan ve babasından, Üçüncü Gazi Giray ile Kaplan Giray’dan sonra ikinci defa hanlık tahtına oturtuldu. İkinci dönemde 4 yıl 4 ay görev yaptıktan sonra, bazı anlaşmazlıklar sebebiyle azledildi ve yine Rodos Adası’na sürgüne gönderildi. Anlaşmazlıkların sebebi olarak, Baltacı Mehmed Paşa’nın 9 Nisan 1711 târihlindeki Prut Savaşı’ndan sonra, antlaşma imzalanmasına karşı çıkması gösteriliyor. İkinci Devlet Giray; gözü pek, Rusları târih sahnesinden silmeye muktedir kahraman bir komutan ve iyi bir yönetici idi. Sürgünde iken öldü. Cenâzesi Vize ilçesinde, Saray mevkiinde toprağa verildi.
26 Ocak 1699 : Osmanlı Devleti ile Avusturya arasında Kırım Hanlığı’nı çok yakından ilgilendiren Karlofça Antlaşması imzalandı.
1683 yılında Macaristan’ın orta kısımları, Osmanlı Devleti’nin hâkimiyeti altında idi. Karlofça da Macaristan toprakları içerisinde yer alıyordu. 14 Temmuz 1683 tarihindeki İkinci Viyana kuşatmasından sonra Avusturya, Lehistan, Venedik ve Rusya Devletleri ittifak oluşturdular. Osmanlı Devleti, bu ittifakla yaptığı savaşta, Osmanlı Ordusu, Almanya sınırlarından Tuna kıyılarına çekilmek mecburiyetinde kaldı. Bu bozgun üzerine Osmanlı devlet adamları, savaşı durdurmak için Avusturya’dan barış isteğinde bulundular. Avusturya, müttefiklerinin ısrarı ile çok ağır şartlar ileri sürdü. Bu sıralarda Osmanlı Devleti’ndeki saltanat ve sadâret değişiklikleri oluyordu. Zafere ulaşılabileceği ümitleri de vardı. Onun için savaş uzadı. Uzadıkça da aleyhimize sonuçlar oluştu. 11 Eylül 1697’de Osmanlı Ordusu bir bozguna daha uğrayınca, barış arzuları kuvvetlendi. Diğer taraftan, Avusturya da Fransa ile anlaşmazlığa düşmüştü. Osmanlıların barış isteğini kabul etmek ihtiyacını hissettiler. İttifakın Lehistan ve Rusya kanadı, savaşın devam etmesinden yana idiler. Venedik, Avusturya’dan bâzı tâvizler aldığı için Avusturya’nın yanında yer alıyordu. Devreye, tarafsız ülkelerden İngiltere girdi. İngiltere’nin İstanbul’daki büyükelçisi, Sadrâzam Amca-zâde Hüseyin Paşa’ya barış için arabuluculuk yapmaya hazır olduğunu iletti. Görüşmeler başlatıldı. Uzun süren müzâkereler sonunda Karlofça Antlaşması imzalandı. Bu suretle 16 yıldır devam eden savaş sona erdirildi.
Karlofça Antlaşması, tek bir metinden ibâret değildir. Osmanlı Devleti, Mukaddes İttifak olarak adlandırılan grup üyelerinin her biri ile ayrı ayrı müzâkerelerde bulunmuş ve her biri ile ayrı barış sözleşmeleri imzalamıştır.
Antlaşma hükümlerine göre: 1- Buğdan (2) üzerinde Lehistan (3) hâkimiyeti kabul edildi. 2- Erdel (4) ve Macaristan’ın büyük bölümü Osmanlıların denetiminden çıktı, Avusturya’nın oldu. 3- Venedikliler, Mora Yarımadası’nı ve Dalmaçya’yı ele geçirdiler. 4- Polonya, Osmanlıların elinde bulunan Ukrayna topraklarını aldı. 5- Azak, Ruslara verildi. 6- Osmanlılara ait olan pek çok kale yıktırıldı.
Karlofça Antlaşması’nın Osmanlılar açısından en önemli ve ağır yönü, Kırım ile ilgilidir. Ruslar ile imzalanan sözleşmedeki hükümler, ileride Kırım’ın tamamen Osmanlıların elinden çıkmasına yol açmıştı. Böylece Orta Avrupa’nın doğusunda Osmanlı nüfuzu iyice zayıfladı. Denilebilir ki Osmanlı’nın çöküşünü hazırladı. Osmanlı’nın Karlofça ile başlayan çöküşü, tam 221 yıl sürdü.
—————————-
(1) boyarlar: Rus toplumunda ve devlet yönetiminde yüksek zümre.
(2) Buğdan: Boğdan olarak da anılır. Bu günkü Moldavya topraklarının Osmanlı Devleti dönemindeki adıdır.
(3) Lehistan: Bu günkü Polonya’nın Osmanlı Devleti dönemindeki ismidir.
(4) Erdel: Transilvanya olarak da anılır. Günümüzdeki Romanya topraklarından bir bölümünün geçmişteki adı idi. Uzun yıllar Macaristan hâkimiyetinde kaldı.
(17. Bölümün sonu)
Yorum Ekle