July 2010

Hamza Göktay ve Cafer Gülümoğlu’nun aziz hatırasına

İstanbul, Kırım Tatar Milli Hareketi ve Kırım Türkleri tarihi içinde çok önemli bir yere sahiptir. Kırım Hanlığının kuruluşundan günümüze kadar da bu önemini korumuştur.
Bu süre içerisinde bir çok olay ve kişiler yer almış ve bunlar
araştırmacıların ilgisini beklemektedir. Bu tarihi sürecin,
Kırım’ın tamamen Bolşeviklerin eline geçmesinden sonra,
1920′li, 1930′lu ve 1950′li yıllardaki bölümü, İstanbul’a
gelen göçmen ve mülteci Kırım Türklerinin durumları ve
bunlar arasındaki dayanışma ve milli faaliyetleri üzerinde
çok az durulan bir dönemdir.
Yakın tarihimizde 1930-1960 yılları arasında İstanbul’daki
Kırım Tatarlarının toplanma, haberleşme, buluşma
merkezi, Fatih’te Kirmastı mahallesi Arslanhane sokak 8
numaralı adreste faaliyet gösteren Hamza Akay’ın kahvehanesidir.
Bu kahvehane ve kahvehanede yaşananlar,
kahvehaneyi işleten Hamza Akay yakın tarihimizin önemli
parçalarıdır. Binlerce kişinin kaderi, bu kahvede çay
içilirken, kahve içilirken konuşulmuştur. Uzaklardan, demir
perde gerilerinden bir umutla yazılan mektup burada sahibini
aramış, umutsuz çırpınış içerisinde hayatlarını kurtarmaya
çalışan esir kamplarındaki Kırım Türklerinin hayata
uzanan elleri burada can simidini bulmuştur. Yazılsa roman,
yazılsa destan, yazılmayınca bu kahvede tütün, sigara
dumanı gibi kimi hafızalarda, kimi belleklerde savrulup
yok olup gidecek hatıralar yaşandı bu kahvehanede. Maalesef
birçokları yazılmadı.Yok oldu. Ama bu yok olmaya direnen
bir Zehra Kural var. Bu Zehra Kural, inatla ısrarlar yazıyor,
anlatıyor. Allah sağlık ve ömür versin. 95 yaşında.
Allah nazardan saklasın, yaşadıkları dün gibi hafızasında.
Hafızasına güvenmeyip bir gün tarihe kalır umuduyla,
anılarını, fotoğrafların kenarlarına arkalarına yazmış. İşte bu
Zehra teyze Hamza Akayın kızı .
Zehra teyzenin notlarında “babam İbrahim Hamza Göktay
1891 senesinde Bahçesaray’da doğdu” diye yazıyor.
Onun da babası Hacı Emir Salih, Hac farizesini yerine
getirebilmek arzusuyla da olsa gerek, ailesini İstanbul’a
getiriyor. Karagümrükte bir süre yaşıyorlar. Hacca gidip
döndükten sonra 1908 yılında Kırım’a dönüyorlar. 1909
yılında 18 yaşında iken Hamza Göktay Bahçesaray’da
Esma ile evleniyor. Ne yazık ki eşini, kızı Bahriye’nin doğumundan
sonra lohusalık hummasından kaybediyor. 1914
yılında Bahçesaraylı Papici korantasından 1892 doğumlu
Huriye ile evleniyor. İşte tam o yıl Birinci Dünya Savaşı patlak
veriyor. Osmanlı tebaası olduğundan 19 Ekim 1914′de
tutuklanıyor.13 Aralık 1914′de doğan sevgili kızı Zehra’yı
göremeden, kucağına alıp sevemeden bir çok Osmanlı
tebaalı, Kırım Tatarı gibi sürgün ediliyor. Onun sürgün yeri
Tambov vilayeti Borisogleb şehri oluyor. Burada ölene
kadar kader birliği yaptığı can dostu Cafer Gülümoğlu ile birlikte
maden ocaklarında el ele sırt sırta verip hayatta kalıyorlar.
Bahçesaray’da öğretmen olan Cafer Gülümoğlu da
doğan çocuğunu göremeden sürgüne gönderilmiştir.
Çarlık Rusyası’nda başlayan kargaşa ve iç savaştan
yararlanarak Kırım’a 1917 yılı başlarında dönüyor. Aile
Bahçesaray’da İsmihan Mahallesi Mustafa Suphi sokağı 58
numaralı evde hayatlarını sürdürüyor. 1917 senesi sonunda
küçük kızı Zeynep (1946 yılında İstanbul’da vefat etti)
doğuyor. Zehra ve Zeynep Kırım’ın tamamen Bolşeviklerin eline geçmesinden sonra kurulan ve Veli İbrahim’in
Cumhurbaşkanlığını yaptığı Kırım Muhtar Sovyet Sosyalist
Cumhuriyeti döneminde Bahçesaray 3 Numaralı
Sovyet ilk okuluna gidiyorlar. Burada öğretmenlerinden
biri ve okul müdürü Cafer Gülümoğlu’dur.
Stalin iktidarı, 1930′lu senelerde Osmanlı tebaası
olanlara ya göç ya da Sovyet vatandaşı olmaları konusunda
mecburi tercih getirince Hamza Göktay, annesi Nazife
(1867 Kırım doğumlu, 1965′de İstanbul’da vefat etti),
kızları Zehra ve Zeynep hanımı Huriye ile birlikte göç ediyor
ve 20 Ekim 1931 günü İstanbul’a gemi ile ayak basıyorlar.
Hamza Akay bir süre sonra bir Kırım Tatarından
Fatih Arslanhane sokak 8 numaralı evi ve alt katındaki
kahvehaneyi kiralayarak hayatını kazanmaya başlıyor.
Can yoldaşı Cafer Gülümoğlu, öğretmen olsa da kendisine
uygun bir iş bulamayıp, aynı mahallede tenekecilik
yapmaya başlıyor.
Hamza Akayın kahvesi, Demir Perde ile kapanan
Vatan Kırımla bağların sürdürülmeye çalışıldığı, Kırım
Türklerinin buluşma noktası, yardımlaşma ocağı, Kırım
Derneği gibi faaliyet gösteriyor.
İkinci Dünya Savaşı esnasında Almanya’ya Ostarbeiter
(Doğulu işçi) olarak götürülen, esir düşen veya Kırım’ı
terk eden Kırım Tatarları harbin sonuna doğru Almanya,
Avusturya ve İtalya’da çeşitli kamplarda toplanıyorlar.
Stalin müttefik ülkelerden Sovyet vatandaşlarını geri vermelerini
istiyor. Geri gönderilenler, ya öldürülüyor veya
hapise sürgüne yollanıyor. Sovyetler Birliği’ne geri gönderilmek
isteyen Kırım Türkleri Türkiye’ye gitmek için girişimlerde
bulunuyorlar ve kendilerinin Türk vatandaşı olduklarını
iddia ediyorlar. Kanıt olarak da ellerinde Türkiye’deki
akrabalarından geldiğini söyledikleri mektuplar oluyor.
Bu mektupların yazıldığı ve organize edildiği yer
Hamza Akayın kahvehanesidir. Eğitimli bir kişi olan Cafer
Gülümoğlu ve Hamza Akay, kamplardaki vatandaşlarının,
akraba ve kardeşlerinin durumunu öğrenince, derhal bir
defter alıyorlar ve bu deftere kamplardaki kişiler kayıt
yapılıyor ve bunlara kim hangi şehirden akraba olarak
mektup yazacaksa o kişi belirlenip kaydediliyor. Bu defterde
daha sonra o kişilerin Türkiye’ye gelmeleri ve
nerede yerleştirildikleri de kaydediliyor. İşte Cafer Gülümoglu
ve Hamza Göktay’ın organize ettiği bu mektuplar
gönderilmeye başlanıyor ve kamplardaki Kırım Tatarlarının
hayatlarını kurtarmada birinci derede etkili oluyor.
Bu kamplardaki hayat ve insanlarla yapılan röportajlar
bilindiği gibi TRT için hazırladığımız yönetmenliğini
Neşe Sarısoy Karatay’ın yaptığı “Gamalı Haç ile Kızılyıldız
Arasında” adlı belgeselde geniş olarak anlatılmıştı.
“Kırım Tatarlarının Kayıt Defteri”, bir çok Kırımlı
ailenin kaderi, Kırım Tarihi açısından çok çok önemli
bir eserdir. Defterin aslı Cafer Gülümoğlu’nun torunu
Süleyman Çelebi Akçura’dadır. Sağ olsun, belgesel
çekimlerinde bize yardımcı olmuş ve bir kopyasını kullanmamıza
izin vermişti. Bu defter ve Hamza Göktay ile
diğer bir çok Kırımlı göçmen aile ile ilgili kapsamlı bir
çalışmayı Mübeyyin Altan yapmıştı. İngilizce yazdığı
“Source Materials Related To Twentıeth-Century
Crımean Tatar Emigrations” adlı bu makaleyi
Milletlerarası Kırım Komitesi (ICC)nin internet sitesinde
h t t p : / /www. i c c r ime a . o r g / s c h o l a r l y / s o u r c e -
materials.html adresinden okuyabilirsiniz.

Hamza Göktay’ın kızı Zehra Kural yazdığı notlarda bu günleri şöyle anlatıyor;
“Hamza Göktay’ın Fatih’teki kahvesine Kırımlı hemşehrilerimiz
çok devam ederdi. O zamanlara 1930′lardan sonra
Ruslar Kırım’da kalanlarla bağlarımızı koparıp yok etmeye
çalıştıklarından, seyrek mektuplaşırdık. 1943/44′de
Kırım’dan kaçabilenler Avrupa’da esir kamplarında
Türkiye’nin onları kabul etmelerini beklemişler. Babamın
adresini bularak mektuplar gelmeye başladı. Cevaplar,
kitaplar, akraba, dost, komşu adresleri bularak onlarla
daima yazışmalar oldu.Ta ki Göçmenler Heyeti Avrupa’ya
gidip, Kırımlı kardeşlerimizi Avusturya, İtalya’da araştırmalar
yaparak 1946, 1947, 1948, 1949 yıllarında
Türkiye’ye getirip yerleştirdiler. O zaman Hükümet onlara 6
aylık ev kirası ve Soğanlık köyünde bazılarına ev verdi. Doktor,
ilaç gibi yardımlar yaptı.
Babam ve Kırım’da iken Bahçesaray 3. Sovyet Mektep
müdürü olan Cafer Gülümoğlu ile beraber, Kırım’dan canlarını
zor kurtaran ailelerin, adres, akraba, mektuplaşma
işlerini yaparak defter tuttular. O kahve Kırımlıların postanesi,
iş bulma yeri, maddi ve manevi dertleşme, haberleşme
yeri idi. Gelenler Tuzla’da misafir edildi. Bütün Kırımlılar
karşılamaya gitti. Sevinç. Hasret gözyaşları vatan hasreti…
Muhacir olarak parti, parti İstanbul’a gelen son göçtür
inşallah …!”
Hamza Göktay’ın kızı Zehra Göktay Kural’a burada ayrıca
yer vermek gerekir. Kırım Derneği’nin en önemli
parçalarından biridir. İstanbul Kırım Dernek Başkanı Celal
İçten’in de öğretmenliğini yapan Zehra teyze ile1989 senesinde
Kırım’a ilk gittiğimiz gemi seyahatinde yakından
tanışmıştık. Kültürlü, akıllı, yardımsever, hassas, halkını ve
ülkesini çok seven aydın bir insan.İlk defa ondaki resimleri
gördüğümde bu resimlerle ilgili notlar yazmasını, hatıralarını
kaydetmesini rica etmiştim. Sağ olsun, o kadar çok notlar
yazmış ki, Kırım’ın özellikle Bahçesaray’ın tarihi ve Kırım’-
dan gelen göçmenlerin İstanbul’daki hayatları ile ilgili geniş
bilgiler veren, ileride onun yazdıklarından yola çıkarak
yazılmış bir hatırat neşretmek boynumun borcu oldu. Onun
anlattıkları ve yazdığı notlar olmasa bunları yazmam çok zor
olurdu.
İsmail Bey Gaspıralı belgeseli çekimlerinde 2001 senesinde
onunla uzun uzun röportaj yapmıştım. Epey bir
belge, resim ve notlar vermişti. Daha sonra çeşitli ziyaretlerimde
hatıralarını kaydetmeyi sürdürdüm. Keşke her bir
Kırımlı Zehra Teyze gibi olsa da hatıratlarını kaydetse, ya da
çocukları, torunları üşenmeyip kayıt altına alsalar. Bunlar
tarihimizin bir parçası. Kaybolmamalı.
Rahmetli Cafer Seydahmet Kırımer’de bu kahveye uğrar hemşehrilerle görüşürdü. İstanbul Kırım Derneğinin kurulma fikrinin de geliştiği yerdir. Özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasında gelen göçmenler, Fatih ve çevresine yerleşmişler ve bu kahve daha da yoğun bir Kırım ocağı olmuştu. Hamza Göktay geçirdiği beyin kanaması sonucu 6 Mayıs 1961 günü vefat etti. Merkez Efendi mezarlığında kızı Zeynep’in yanına defnedildi. Kader arkadaşı Cafer Gülümoğlu da 1964 yılı şubatında kalp krizi sonucu Hak’kın rahmetine kavuştu.
Mekanları cennet olsun. Keşke imkanlar olsaydı bu kahvehane ve Fatih’teki Taş Han Kırım Tatarları için bir kültür evi ve müze olarak tarihimizde yerini alabilseydi.

Yorum Ekle