July 2010

Mayıs, 2009

13 Kasım 1943 yılında Bozköy’de doğdu. Babası Abdülcemil ve annesi Mahfure, Stalin döneminde Sudak’ın Ayserez köyünden “Kulak”, yani zengin aile çocukları oldukları gerekçesiyle Urallar’a sürüldü.
II.Dünya Savaşı esnasında gizlice Kırım’a dönen aile Kırım’ın çöl bölgesindeki (Kırım’ın kuzeyde kalan ovalık
bölüme verilen ad) Bozköy’e yerleşti. Ağabeyleri Hanefi ve Hasan, ablaları Şevkiye ve Vasfiye ile birlikte henüz altı aylık bir bebekken 18 Mayıs 1944?de, bütün Kırım Tatarları gibi Kırım’dan sürgün edildi. Yanlarında anneleri vardı. Babası sürgünden
iki gün önce diğer Kırım Tatar erkekleri gibi muhtemel bir direnişe karşı tutuklanarak tecrit edilmişti.
Aile Özbekistan’ın Andican bölgesine sürgün edildi. Küçük kardeşi Dilara sürgünde doğdu. Çocukluğu burada bir köyde geçen Kırımoğlu, 1955 yılında Taşkent yakınlarında bir kasabaya yerleştiler. 1959 yılında Rus dilinde orta öğretimini tamamladı ve Taşkent üniversitesi Arap Dili ve Edebiyatı Bölümüne girmek için müracaat etti. Ancak “Kırım Tatarlarını, yani Sovyetlere
sadık olmayan bir milletin mensuplarını bu fakülteye almıyoruz” diyerek reddedilmesi üzerine bir fabrikaya işçi olarak girdi.
1961 yılında arkadaşlarıyla birlikte “Kırım Tatar Millî Gençlik Teşkilatı”nı kurdular. Bir kaç hafta sonra teşkilatın liderleri tutuklandı, Kırımoğlu işten çıkarıldı.
1962 yılında Taşkent Ziraat Mekanizasyon ve Sulama Enstitüsü’ne yazıldı. Ama üç yıl sonra KGB’nin isteği üzerine “Milliyetçi, Komünist Parti ve Sovyet Devleti aleyhine propaganda yapmak ve yazdığı, Kırım’da XIII-XVII. Yüzyıllarda Türk Medeniyeti
adlı makalesini enstitü talebeleri arasında dağıtmakla” suçlanarak okuldan atıldı.
Enstitüden atıldıktan sonra askere çağırıldı. “Benim milletimi yok sayan, tanımayan bir devlete askerlik yapmam” diyerek Kızıl Ordu’da askerlik yapmayı reddedince tutuklandı ve 1,5 yıl hapse mahkum edildi.
1968 yılında Sovyetler Birliği’nin Çekoslavakya’yı işgalini protesto eden Moskova’daki bir grup cesur aydın arasında o da vardı. Bunun üzerine Sovyet Devleti aleyhine faaliyette bulunmak, Kırım Tatarlarının vaziyeti ve onların hakları hakkında mektuplar ve
makaleler yazarak Sovyetler Birliği’nin millî siyasetini lekelemekle suçlanarak 1969 yılında yakalandı ve tutuklandı. Aynı suçlamalarla, Moskova’da yaşayan yahudi şairi İlya Gabay ve II. Dünya Savaşı’nın ünlü generallerinden Piyotr Grigorenko da tutuklanarak Taşkent’e getirildi. Ancak Grigorenko’nun davası onlarınkinden ayrıldı ve Grigorenko akıl hastanesine kapatıldı.
Böylelikle bu Kızıl Ordu’nun ünlü generali, yalnızca Kırım Tatarlarının haklarını savunduğu için 5 yılını tımarhanede geçirdi. Kırımoğlu ve İlya Gabay 3’er yıl hapis cezasına mahkum edildiler.
Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu 1974 yılında üçüncü defa tutuklandı ve 1 yıl müddetle Sibirya’da ağır şartlı çalışma kampına sürgün edildi.
Cezasının bitimine üç gün kala kamp arkadaşlarına ve akrabalarına yazdığı mektuplarla Sovyet Devleti’ne karşı propaganda yapmak ve iftira etmek gibi suçlamalar ile hakkında yeni bir dava açıldı. Bunun üzerine açlık grevine başladı. Açlık grevi 303 gün
sürdü. Açlık grevi boyunca zorla ve darp altında beslendi.
Ünlü fizikçi Andrey Saharov, General Piyotr Grigorenko gibi Sovyet aydınları ve insan hakları savunucuları onun serbest bırakılmasını talep etmeleri ve bu maksatla Birleşmiş Milletler’e, Dünya Kamuoyu’na İslam Dünyası’na, İnsan Hakları kuruluşlarına yazdıkları müracaatlar, mektuplar ile Kırımoğlu’nun adı ve Kırım Tatarlarının meselesi Dünya Kamuoyuna,
bu meyanda Türkiye Kamuoyuna duyuruldu. O yıllarda Türkiye’de Mustafa Cemiloğlu olarak tanınan ve halkı tarafında verdiği mücadele dolayısıyla Kırımoğlu olarak anılan bu ünlü insan hakları savunucusunun hapishanede öldüğüne dair haberler çıkınca, Türkiye’de pek çok yürüyüşler, toplantılar, protestolar ve açlık grevleri yapılmıştı.
Sovyet Makamları onun yaptığı açlık grevine ve Dünya Kamuoyunun tepkisine aldırmadan onu Sibirya’daki Omsk şehrinde yargıladılar ve 2,5 yıl ağır şartlı çalışma kampı cezasına mahkum ettiler. Muhakemesine ne akrabalarını ne de onu savunmak
üzere Omsk şehrine gelen Andrey Saharov ve eşi Yelena Bonner’i almadılar. “Halka açık” yargılamada dinleyiciler sırasını KGB ve İçişleri Bakanlığı mensupları doldurmuştu. Kırımoğlu cezasını çekmek üzere Çin sınırındaki Primoraki Çalışma Kampına gönderildi.
Ceza müddetini tamamladıktan sonra Taşkent şehrine getirildi. Şehri terketmesi, Akşam 20.00 sabah 06.00 saatleri arasında evden çıkması, halkla toplu bulunabileceği yerlere (kahvehaneler, çay salonları, tiyatro, pazar yerleri vb.) gitmesi yasaklandı
ve her hafta karakola gitme mecburiyeti getirilerek açık nezaret altına alındı.
Bir yıl sonra açık nezaret şartlarını ihlâl ettiği gerekçesiyle beşinci defa tutuklandı.. Taşkent’deki muhakemesine, Andrey Saharov’u, diğer arkadaşlarını ve akrabalarını almadılar. Kapalı yargılama sonucunda 4 yıl Yakutistan’daki Zıryanka Kasabasına sürgün edildi.Mektup arkadaşlığı yaptığı Kırım Tatar kızı Safinar ile Ziryanka’da evlendi ve oğlu Hayser sürgünde
Ziryanka’da doğdu. Yakutistan’dan döndükten sonra, ailesiyle birlikte yerleşmek maksadıyla Kırım’a geldi.
Üç gün sonra cebren Özbekistan’a götürüldü. Yangiyul kasabasında yaşamaya başladı.
1983 yılı kasım ayında altıncı defa tutuklandı.
Taşkent’deki yargılama sonucunda üç yıl ağır şartlı çalışma kampına gönderildi. Artık geleneksel olan öncekilerle benzer suçlamalarla, yani Sovyet Devleti’nin iç ve dış siyasetine iftira etmek, antisovyet olmak, Kızılordu’nun Afganistan’ı işgalini kınayan bir bildiriyi, Andrey Saharov ve bir kaç aydınla birlikte neşretmekle suçlandı. Ayrıca 1983 yılında Krasnodar
bölgesinde vefat eden babasının naaşını yasak olmasına rağmen Kırım’a gömmeye teşebbüs etmek; bu esnada polisle ve askerle çıkan çatışmalara önderlik etmek gibi ek suçları vardı.
Magadan şehri yakınlarındaki kampta ceza müddetinin tamamlanmasına az bir zaman kala Kırımoğlu aleyhine yeni bir dava açıldı. 1986 yılı sonunda Magadan’da yargılandı ve üç yıl hapse mahkum edildi.
Ancak yargılandığı haberinin alınmasıyla, Türkiye’de ve ABD’inde serbest bırakılmasına yönelik başlatılan
yoğun kampanyalar ve İzlanda’da Reykjavik şehrinde yapılan tarihi Gorbaçov-Reagan zirvesinde, Reagan’ın ön şart olarak aralarında Kırımoğlu’nun da bulunduğu hapisteki 5 insan hakları savunucusunun serbest bırakılmasını talep etmesi sonucunda şartlı olarak serbest bırakıldı. Siyasî faaliyetlerde bulunduğu takdirde, 3 yıllık hapis cezasını tamamlamak üzere
tutuklanacaktı.
Kırımoğlu hapisten çıkınca, Kırım Tatar Millî Hareketi’nin Teşebbüs grupları mensuplarıyla görüşerek milli faaliyetlerini sürdürdü. Arkadaşlarıyla birlikte, 1987 yılında Kızıl Meydan’da Sovyet tarihinde benzeri hiç görülmemiş Kırım Tatar gösterilerini organize etti. Bu gösteriler, gerek Sovyetler Birliği’nde gerekse Hür Dünya’da büyük yankı yarattı ve dikkatleri Kırım
Tatar meselesine çevirdi. Kırım Türklerine Kırım’ın yolunu açtı.
Kırımoğlu 1989 yılı Mayıs ayında Taşkent’te toplanan Kırım Tatar Millî Hareketi Teşebbüs Grupları Genel toplantısında kurulan Kırım Tatar Millî Hareketi Teşkilâtı başkanlığına seçildi. Bu teşkilâtın öncülüğünde 1991 yılında, SSCB’nin Kırım Tatarlarının yaşadığı her yerinde yaptıkları demokratik seçimler sonucunda II.Kırım Tatar Millî Kurultayı 26 Haziran 1991’de Akmescit’de toplandı. Bu Kurultay’ın seçtiği ve Kırım Türklerini temsile yetkili en üst organ olan Kırım Tatar Millî Meclisi Başkanlığına seçildi. Daha sonraki yenilenen seçimlerde de Kırım Tatar halkının tercihi ve teveccühü ile Millî Meclis Başkanlığı görevini sürdürmektedir.
29 Mart 1998 yılında yapılan seçimler ile Ukrayna Parlamentosu’nda Kırım Türklerini temsil eden milletvekili oldu ve yenilen seçimler ile de Ukrayna Parlamentosunda milletvekilliği devam etmektedir.
Ekim 1998 yılında, Halkını sürgünden barışçı yollarla ve olağanüstü bir mücadeleyle Vatanlarına döndürmeyi başardığı için Birleşmiş Milletler Mülteciler ve Kaçaklar Yüksek Komiserliği tarafından Nansen Madalyası ile ödüllendirildi.İlk defa 1954 yılında
Eleanor Roosevelt’e verilmesiyle başlayan bu ödülü alanlar arasında Valéry Giscard d’Estaing (1979), Kral I.Juan Carlos (1987), Richard von Weizsäcker (1992) gibi devlet başkanları da bulunmaktadır.
2003 yılında KTMM başkanı ve Ukrayna milletvekili Mustafa Abdulcemil Kırımoğlu bakanlar kurulu kararıyla insan hakları mücadelesi, milletler arası ilişkilerin geliştirilmesine katkısı nedeniyle şeref diplomasına layık görüldü.
Yine 2003 yılında Uluslararası ilişkilerin gelişmesine ve devletin kalkınmasına şahsen sağladığı katkılardan dolayı 60. yaş günü kutlamaları vesilesiyle Ukrayna cumhurbaşkanlığı tarafından verilen Yaroslav Mudrıy nişanına layık görüldü.
Dünya Demokrasi Hareketi’nin başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından açılan toplantısı Nisan ayında İstanbul’da yapıldı.
Kırım Tatar milleti ve Kırım Tatar Milli Meclisi 5 Nisan 2006 akşamı Hilton Oteli’nde yapılan bir törenle Dünya Demokrasi Hareketi’nin “demokrasi ödülü”ne lâyık görüldü.
Mustafa A. Kırımoğlu halkını temsilen ödülü aldı Mustafa A. Kırımoğlu, Kırım Tatar halkına önderlik etmeyi ve mücadelesini büyük bir sabır ve fedakârlıkla sürdürmektedir.

Dobruca eski çağlardan beri birçok milletin akınlarına sahne olmuş bir yerdi. XV. yüzyıldan itibaren Kıpçak Bozkırlarından, Bucak ve Kırım’dan, Anadolu’dan gelip yerleşen Türkler nüfusun çoğunluğunu teşkil etmişlerdir.

Türkiye’deki Qırım Tatarları aqqında en çok cevabı qıdırılğan sorulardan birevi de “Türkiye’de kaç milyon Kırım Tatarı bar?” sorusudur. Buğa tam doğru bir cevap tapmaq pek qıyın. Bu sualnin tarihimizin eski vaqıtlarına da alıp barabilirmiz. Qırım Hanlığı’nın ihtişamlı devirlerinde Qırım Tatar nüfusu ne qadar edi?
Belki bu yolnen 21. asırda dünyadaqı Qırım Tatar sayısına da bir cevap tapmağa bir adım atarmız.
Meñli Geray Han ölgen 1510 senesinde tahtğa çıqqan Muhammed eray Han vaqtında Polonya qralının elçisi olup eki kere Qırım’ğa kelgen Martin Broniewski, o devirde 120 hatta 130 bin Qırım Tatarının cenkke ketkenin yaza. O devirde er bir qorantanın 5 kişi olğanın saysaq demek ke 16. asrın başlarında Qırım hanlığında 600 – 700 bin insanın yaşağanın aytabiliriz.
17. asırda Qırım Hanının askerlerinin 200 bin etrafında olğanın bildirgen qaynaqlar bar. Bu taqdirde de Hanlığın nüfusunun yaqlaşıq bir milyon dep saymaq mümkün.
Sovyetler Birligi’nin son künlerinde Sovyet vatandaşı olğan Qırım Tatarlarının 500 bin olğanın qabul etsek, Bulgaristan’da 30 bin, Romanya’da 40 bin, ABD’de 2-3 bin Almanya ve diger Avrupa memleketlerinde bin civarında Qırım Tatarı olsa, Türkiye’den ğayrı yeryüzünde yaklaşıq 600 bin Qırım Tatar yaşay dep tahmin etebilemiz. Peki 300 sene evvel 1 milyon olğan nüfus iç mi artmadı? Bütün dünyanın nüfusu onca qanlı cenkke rağmen qaç misli artqanına köre Qırım Tatarlarının nüfuslarınıñ da çoqlaşqan olması kerek.
Dobruca’da doğğan, dünyağa belli Qırım Tatar tarihçisi
Prof. Dr. Kemal Karpat, sadece 1854-1856 senelerindeki Qırım cenginden son, İngiliz ve Fransız gemilerinin Qırım’dan taşığanı muhacir sayısının 300 bin dep bere. Bu sayıda arabalarnen Dobruca’ğa, qayıklarnen Anadolu’ğa köç etkenler esapqa alınmay.
Zaten o cenkten son olğan köçler neticesinde, tarihte birinci kere Qırım Tatarlarınıñ öz vatanlarında, nüfus ekseriyetin ğayıp etkenlerin pek çok tarihçi yaza.
Kene Prof. Dr. Kemal Karpat, Çarlıq Rusiye’si Qırım’nı basıp alğan ve 1783 senesinde öz hakimiyetine qoşqanından Türkiye Cumhuriyeti’nin qurulğanı 1923 senesine qadar Türkiye’ge köç etken Qırım Tatarlarının sayısın 1 800 000 dep saya*. 1923 senesinde nüfusu 10 milyon olğan Türkiye’nin % 10 Qırım Tatarlarından meydanğa kelgenin tahmin etebilemiz. Bu tahminden yolğa çıqıp 21 asır başında 6-7 milyon Qırım Tatar tamırı olğan insan bardır Türkiye’de demek mümkün.
Esasında Hanlık devrinden bugünge Qırım’nıñ ve Qırım Tatarlarının nüfusu meselesi ciddiy bir şekilde, derli toplu araştırılması kerek. Prof. Dr. Kemal Karpat’nıñ “Osmanlı Devletiniñ Nüfusu” kitabı kibi bir
eserge ihtiyaç bar. Bu işte bilim adamlarına vazife tüşe.
Zaten maqaleniñ mevzusu da bu meselege cevap bermek değil.
1. Dünya Qırım Tatar Kongresi Mayıs ayında keçirile ekende, menim Vatan Qırım’ğa birinci kere ayaq basqanımında tam tamına 20. senesi ola. 20 sene evvel 11 Mayıs 1989 künü Yalta’da bu qutsal topraqlarğa
ayaq bastım. Bizim dünyağa endi belli olğan yolbaşçımız Mustafa A. Qırımoğlu, şimdi Bahçasaray valisi olğan İlmi Omer, Mambet Useyin bizni bekley ediler. Bu bizim şahıslarımız için olğanı qadar Qırım
Tatar Milliy Hareketi tarihi için de tarihiy bir kün edi.
Mennen barabar Dr. Ahmet İhsan Qırımlı, o devirde İstanbul Qırım Tatar cemiyetinin reisi olğan Niyazi Elitok, Emel Qırım Vaqfı idarecilerinden Murat Vatansever de bar edi.
Livadya sarayının bağçasında ekende Mustafa ağa, videoğa da yazıp alğanımız bir sual soradı menden :
“Zafer, Müstecib emce Ülküsal’ın kitabında Türkiye’de 5-6 milyon Qırım Türkü bar dep yaza. Kerçekten de o qadar Qırım Tatarı bar mı? Bar olsalar biz totaliter Sovyet rejiminde o qadar küreşemiz, o qadar
qıyınlıq çekemiz. Olarnın sesi neçün çıqmay? Yoqsa demokratik bir memlekette seslerin çıqarmağa qorqalar mı?”
Bu seyahatke çıkmazdan evvel, Hakan Qırımlı’nen öz aramızda fikirleşe ekende bunday bir sual olsa ne cevap berermiz dep laf etken edik. Bu sualğe tezliknen ve qısqadan cevap bermenin pek qıyın olacağında emfikir olğan edik.
Nitekim bu sualğe cevaplar bermeğe tırıştım. Ama bugünke qadar Vatan Qırım’daqı soydaşlarımızın, hatta diasporada yaşağan soydaşlarımızın ekseriyetinin de bu suallerğe doğru cevap bermesi, berilecek cevaplarnı tam anlaması pek yengil degil.
Birinciden, Vatan Qırım’dan köçlerin başlağanı, Qırım Tatar tarihinin qara künlerinden birevi olğan 1783 senesinden, en qara künümüz olğan 18 Mayıs 1944 senesineçe Qırım’daki Qırım Tatarlarının, siyasiy,  içtimaiy, medeniy ve milliy añlıklarının (kimliklerinin)
vaziyetin, seyrin bilmek kerek. Ekinciden, öz vatanın taşlap çıkmaq mecburiyetinde qalğan Qırım Tatarlarının yerleşkenleri, olarğa qucaq açqan Dobruca ve Anadolu’nun o tarihlerden bugünkü künğece içtimaiy, siyasiy, medeniy vaziyetin doğru tahlil etmek kerek. Bu muhacir Qırım Tatarların milliy añlıklarına  (kimliklerine) nelerin tesir etkenin, nasıl bir periyoddan  keçkenin yahşı tahlil etmek kerek.
Bu suallerğe cevap qıdıracaq adamların mutlaq surette oquyacaqları muhteşem bir eser bar: “Kırım Tatarlarında Milli Kimlik ve Milli Hareketler ( 1905-1916)”. Mustafa Ağa’nın sorğan şu suallerine berilecek
cevapların temellerinde yatqan, qarışıq, iç içke geçken, pek ağır problemaların içinden en doğru olaraq bu halqın içinden çıqqan, halqın ruhiy, fikriy dünyasın issetken, ama ilmiy kriterlerden asla uzaqlaşmağan bir bilim insanı çıkabilir edi. Bizlerğe yol kösterebilir edi. Nitekim bu eserni yazğan Doç. Dr. Hakan Qırımlı, sahasında ilmiy tögereklerce dünya boyunca tanılğan ürmet etilğen bir tarihçi. Aynı zamanda 30 seneden ziyade Türkiye’de Qırım Tatar Milliy Areketinde, yan yanaşa, omuz omuzğa küreşken milliy aktivist olğan arqadaşım.
Onun yazğanı bu kitap esasında Qırım Tatar Milliy Areketine aktif iştirak etken er bir adamnıñ, er bir Qırım Tatar ziyalısının, er bir Qırım Tatar cemiyeti yetekçisinin mutlaqa okuması kerekken bir temel eser*.
Endi sonuna yetken, neşirğe azırlağanı bir eseri taa bar. Bu Türkiye’deki Qırım Tatar köçleri, yerleşimleri ve sayıları aqqında bizğe yapyañı, muazzam malûmatlar berecek bu kitabı için, senelerdir köy köy, qasaba qasaba qıdırıp, Türkiye’ni bir baştan bir başqa aylanıp teşkerüvler yapa.
Hakan Qırımlı, 1783 senesinden “Tercüman” gazatasının neşirge başlağanı 1883 senesi arasındaqı bir asırğa, Qırım Tatarlarının en qaranğı asrı dep pek doğru bir ad salğan. İşte bu “qaranğı asır” devirinde, hatta İsmail Bey Gaspıralı’nın yapqan tarihiy işlerinin
neticelerinin körülgeni 1905 senelerine qadar köç etken Qırım Tatarları, bugünkü, zamaneviy manada milliy añlıqqa saip degil ediler. Bu ata babalarımıznıñ diniy inanış ve ibadet şekilleri Türkiye’deki Türklernen emen emen aynı edi. Kelğen yerlerde iç bir vaqıtta ciddiy bir diskriminatsiyağa oğramadılar. Anadolu’da
emen emen aynı tilde laf etken, aynı dinden olğan eşit vatandaşlar olaraq yaşadılar. Olarnıñ öz adetlerine medeniyetlerine ürmet etildi. Vatan Qırım’dan çıqqan ata babalarımız, ocaqlarımız sönmesin, bir
kün olur, vatanqa qaytarmız ümitinen “ot bastırıp”, evlerin taşlap kettiler.
Lâkin ekinci üçüncü nesil keçken sayın bu bağlar zayıfladı, üzüldü. Unutulmaması kerek ke, o devirlerde, şimdiki kibi kitleviy informatsiya vasıtaları yok  edi. Er bir adamnıñ mekteplerde terbiye alması mümkün değil edi.
İsmail Bey Gaspıralı’nıñ başlatıp, temellerin qoyğanı, Noman Çelebi Cihan, Cafer Seydahmet Qırımer, Seyit Celil Hattat, Asan Sabri Ayvazov, Bekir Sıtqı Çobanzade, Amdi Geraybay, Şefika Gaspıralı, Abdürreşit Mehdi, Osman Aqçoqraqlı gibi, halqın sevgen ve onun içün ömürlerin feda etken pek çoq ziyalımıznıñ şekillendirgeni ve 1917 senesinde cıyılğan Qırım Tatar Milliy Qurultayı ve bu Qurultayın ilân etkeni milliy devletçiliknen taçlanğan, Veli İbrahim devrinde tamamlanğan Qırım Tatar halqının milliy ruhu, milliy
kimliği, milliy medeniyet anlayışı, ne yazık ke Anadolu’da ve Dobruca’daki Qırım Tatarlar arasında aynı surette ve aynı derecede inkişaf etmedi. Ortalama esapnen alırsaq, Dobruca’da yaşağan Qırım Tatarları, Anadolu’daqılarğa köre daa ileri derecede edi ve Qırım’nen
daa yaqın münasebetler içerisinde edi. Bunun sebebi ilk göç yerinin, birinci tercihin Dobruca olması ve Dobruca’daqı Qırım Tatarlarının vatan ve millet duyğularının kelgen yañı köçmenler tarafından kesintisiz olaraq tazelenmesi edi.
Aynı Dobruca kibi, İstanbul da Qırım’nen en sıqı münesebetlerin devam etkeni bir şeer edi. Bu yerdeki Qırım Tatarlarının Vatan duyğusu ve Qırım’ğa alaqaları diğer yerlerge köre ep daa canlı ep daa taze ve daa quvvetli oldu.
Daima dünyanın en müim medeniyet merkezlerinden birevi olğan İstanbul, Qırım Tatarları için de daima cazibe merkezi oldu. Mındaqı medrese mekteplerde er devirde tahsilge Qırım’dan talebeler kelip
kettiler.
Tam bir asır evvel 1908 senesinde Çelebi Cihan ve arqadaşları Qırım Tatar talebe Cemiyetin ve artından da Vatan cemiyetin bu şeerde tesis ettiler. Hakan Qırımlı mezkur eserinde 20. asır başlarında Türkiye ve ususan İstanbul’daqı Qırım Tatarlarının faaliyetleri
ve olarnın Qırım’nen Qırım tatar Milli Hareketi’nen olğan münasebetlerine ususiy bir bölük ayırğan.

Akikaten o devirlerni Hakan Qırımlı taa 1980′li senelerde teşkerip başlağan edi. İgnenen quyu qazıp, devirin yaşağan adamların soñqı senelerine yetişip, o devirlerni yazıp tarihke qaldırdı.
Qırım Bolşevik akimiyetine kirgen ve Sovyet rejimine tabi olğan son tabiiy olaraq diasporanen bağlar ketkede zayıfladı. Stalin’nen barabar tamamen toqtaldı. Türkiye’de “Qırım davası” dep ad berilğen Qırım
Tatar Milli Hareketi, Cafer Seydahmet Qırımer yetekçiliğinde Türkiye’de tütemeğe, yanmağa başladı.
Bu Dobruca’da daa quvvetli tutaşıp parlak alevlernen yanmağa başladı.
Türkiye’ge o devirde 1930-1933 senelerinde kelgen muhacirler, Osmanlı pasaportu olğan Qırım Tatarları edi. Olar Vatan Qırım’dan daa taze, ve yuqarıda qaydetkenim kibi, Qırım’da endi şekillengen vatan ve millet duygusunu ketirdiler. Tam da o senelerde Romanya’da büyük vatansever, Qırım davası yolunda bir ömür bergen Müstecib Ülküsal ve arqadaşları 1930 senesinde EMEL Dergisini neşretmege başladı.
Emel Dergisi etrafındaqı ve Türkiye’deki az sayıdaqı vatanseverin, Cafer Seydahmet ve onun, Bolşevik hakimiyetine kirgen Qırım ve Qırım Tatarlarının sesini dünyağa eşittirme ve ayaqlar astına alınğan aqların ğayrıdan tiklenmesi içün bergen küreşine qoşulmaları,
diasporadaki Qırım Tatar Milli Hareketinin en quvvetli ve diasporağa en çoq tesir etken cereyanın meydanğa ketirdi.
Emel Dergisi etrafında toplanğan, Cafer Seydahmet Kırımer tarafından Qırım Tatarlarının sesi ve milliy neşir organı ilân etilğen Emel Dergisi vasıtasınen öz mücadelesin, fikirlerin keñ kitlelerğe eşittirmeğe tırışqan bu hareketin merkezi Ekinci Dünya cenginden
son İstanbul oldu.
19. asırda ve 20. asrın başlarında doğrudan Qırım’dan ve Dobruca’dan, Balkanlar’dan İstanbul’ğa köç etken Qırım Tatarları ekseriyetnen Şehremini, Fatih, Kasımpaşa ve Feriköy maallelerine yerleştirildiler, yerleştiler. Senelerden beri Qırım’dan Fatih Medreselerine talebeler kelip tahsil alıp qaytqanları için
Fatih etrafı bilgenleri yer edi. 19. asrın ekinci yarısında açılğan İstanbul Üniversitesine tahsilğe kelğen talebeler de bu maallelerde yaşadılar.
Fatih maalesindeki Taşhan 1920′li ve 1930′lu senelerde vapurlarnen İstanbul’ğa kelğen Qırım Tatarlarının ilk künlerine, ilk aylarına qonaqbaylıq yaptı. Taşhan’da 1930′ların başında senesinde Bahçesaray’dan köç etip kelgen Hamza Göktay ve Cafer Gülümoğlu
da qorantalarınen qonaqladı. Olar bu yerğe çok yaqın yerde, Hamza aqay qave, Cafer aqay berber tükanı açtılar. Qave adeta Qırım Tatar cemiyeti kibi faaliyette edi. Qırım Tatarların cıyılğanı bir ocaq oldu.
Bu qavede bu eki muhterem insan, Ekinci Dünya cengi vaktinde Nemseler tarafından Vatan Qırım’dan çıqarılğan ve lagerlerde yaşağan Qırım Tatarlarının ayatın qurtarmada, ayatiy bir rol oynadılar. Qırım’ğa qaytsalar, ya lagerlerde ya da dogrudan atılıp öldürüleceklerin bilgen bu Qırım Tatarları özlerin Türkiye vatandaşı
olğanın iddia etip, bunu ispatlamağa tırışa ediler. İşte bularğa Cafer Gülümoğlu ve Hamza Göktay, qavege kelgen Qırım Tatarlarının yardımınen, Türkiye’nin çeşit yerlerinden soy aqraba yarattılar. Almanya, İtalya ve Avusturya’daqı lagerlerdeki Qırım Tatarları
bir defterğe qayt etilip, bularğa kim soy olup, qaysı adresten mektup yazğanı qayıtetildi.***
Avrupa’daki bu Qırım Tatarların 1947-1950 senelerinde İstanbul’ğa kelmeleri ve ekseriyetnen de bu şeerde yerleşmeleri, Qırım ateşin acaip alevlendirdi.
Böyleliknen de 1952 senesinde İstanbul’da Qırım Tatar cemiyeti teşkil etildi. Bunu Türkiye’nin payitahtı olğan Ankara’da 1955 senisindeki meydanğa ketirilgen Qırım Tatar Cemiyeti takip etti. 1957 senesinde Ankara’da Cafer Ortalan ve arkadaşlarının neşretmeğe başlağanı Qırım dergisi Türkiye’deki Qırım Tatarlarğa yapyañı ruh berdi. Ne yazıq ke o çok uzun ömürlü olmadı ve 1960 senesinde yayın ayatı bitti.
Ama 1941 senesinde Romanya’da neşir ayatına ara bergen Emel Dergisi, 1960 senesinde Ankara’da neşirge başladı ve 12. sanından son İstanbul’da neşirge devam etti. Bu arada diasporadaqı Qırım Tatar Milliy areketinin tartışmasız yolbaşçısı Cafer Seydahmet
Qırımer’in 1960 senesinde rahmetli olması, milliy areketimizde yañı bir devirni başlattı.
Kene 1960 senelerin başında Amerika’nın eski sovyet vatandaşlarına serbest köç aqqı bermesinen, pek çok Qırım Tatarı Türkiye’den New York’ka köç etti.
1948 senesinde kelgenlerge koşulğan bu yanı gruppadan İbrahim Dülber ve Mehmet Sevdiyar’ın azırlağanı tüzük (ustav)nen 22 Kasım 1960 senesinde New York’ta Qırım Türkleri Amerikan Birligi adlı cemiyet meydanğa keldi. Bunu Almanya (Germanya)’da cenkten son kalğan Qırım Tatarlarının 14.04.1965 tarihinde “Landsmannschaft der Krim-Tataren in Deutschland e.V.” adınen qurğanları teşkilât takip etti.
1976 senesinde New York Şeerinde Fikret Yurter, Mehmet Sevdiyar ve Mubeyyin Altan tarafından “Sürgündeki Qırım Tatarlarının öz vatanlarına qaytarılması içün Küreş Komiteti” adlı Qırım Tatar teşkilâtı quruldu.
Ususen Sovyet devrinde, sürgündeki milliy areketinin sesin eşittirmede müim hizmetler yaptı.
Türkiye’de üçüncü Qırım Tatar cemiyeti ancak 1971 senesinde Eskişehirde meydanğa ketirilip faaliyetke başlayabildi. Bu tarihten son, Türkiye’de diğer şeerlerde dernekler 1987-1988 senelerinde başlap bir biri artından ortağa çıqtı. On sene içinde çeşitli şeer,
kasaba ve köylerde kurulğan Qırım Tatar cemiyetlerinin sayısı 30′nu geçti.
Türkiye’de Qırım ve Qırım Tatarlarının Türkiye boyunca tanınması, bilinmesi ve sevilmesinde, öz tarihleri ve ata babalarının vatanı Qırım aqqında pek az şey bilgen, ya da neredeyse alâqaların tamamen coyğan adamlarğa dört müim şey büyük tesir yarattı.
Bunun birincisi Cengiz Dağcı’nın 1957 senesinde Türkiye’de basılmağa başlağan romanlarıdır. Ususen “Korkunç Yıllar”, “Yurdunu Kaybeden Adam”, “O Topraklar Bizimdi” ve “Onlarda İnsandı” romanların oquğan
ata babası Qırım’dan icret etken adamların söngen yüreklerin yandırdı. Qırım Tatarı olmağan insanlarnı da Qırım’nı ve Qırım Tatarların sevgen, olarnın meselesine müspet ve sevginen alâqa köstergen bir destekçi yaptı.

Cengiz Dağcı’nın eserlerinen beslenğen adamlar, 1976 senesinde Sovyet türmelerinde bir qahramannın bar olğanın eşittiler. Bu adam dünyanın ekinci süper quvvetine qarşı kele ve türmede açlık ilân ete edi.
Şimdi Milliy Areketimizğe ve halqımızğa yolbaşçılıq yapqan Mustafa ağamızın türmede ölgeni aqqındakı haberlernen, Türkiye’deki milliyetçiler açlıq ilân ettiler, giyabi cenaze namazı qıldılar, büyük mitingler keçirdiler. Mustafa Cemiloğlu (Qırımoğlu) adeta Sovyet moyunduruğu astındaqı Türk halklarının, müsülman
halqlarnın sembolü, bayrağı oldu. Onun ve onun vasıtasınen
tanış olunğan Sovyetlerdeki milliy areketimiz, Türkiye boyunca Qırım Tatarlarına ve olarnın milliy küreşine büyük sevgi ve destek yarattı.
Üçüncü büyük tesirni ise 1987 senesindeki Moskva mitingleri edi. O devirlerde Batı memleketlerinde, totaliter Sovyet rejimi astında bunday bir areketlernin yapılması imkânsız körüle edi. 1987 senesi mitingleri, bütün dünya boyunca büyük tesir yaptı ve adeta Batı memleketlerinde yaşağan Qırım Tatarların yeniden canlandırdı.
Son olaraq Mustafa A. Qırımoğlu’nun Qırım Tatar Milliy Meclisi reisi olaraq, Qırım Tatar Milliy Meclisi Türkiye Temsilcisi, Emel Qırım Vaqfı, Ankara ve İstanbul Qırım Tatar cemiyetlerinin organizatsiyasınen, bağımsız bir devlet başqanı kibi 1992 senesi Fevral ayında Türkiye’ni ziyaret etmesini kösterebiliriz. Türkiye Cumhurbaşqanı, başbaqanınen başlap pek çok ministr ve liderlernen körüşüvler keçirip, çeşitli şeerlerni
ziyaret etmesi, Türkiye gazata ve televizyonlarında keñ yer aldı ve Qırım Tatarlarda büyük bir eyecan dalğası yarattı.****
İşte bu dört adise Cafer Seydahmet etrafında başlağan, Emel Dergisi etrafında ve eki üç şeerdeki Qırım Tatar cemiyetindeqi sayılar pek çok olmağan vatanseverin faaliyetlerine büyük yardım berdi. Onların ekmeğe, östürmeğe çalışqanları Qırım sevgisi ve Qırım Milliy davasına aktif emekdaşlıq duyğusu için pek verimli tarlalar, bağçalar yarattı, qısqaca aytsaq, Emelciler dep adlandırılğan bu vatansever insanlarğa, bu meseleğe alâqa tuyğan yüzlerce insanın ortağa çıqmasın tezleştirdi.
1976-1978 senelerinde Ankara’da üniversitelerde okuğan bir gruppa Qırım Tatar yaşı, 1980 den son teşkilatlı olarak çalışmağa ve milliy kadrlar meydanğa ketirmeğe kiriştiler. Hakan Qırımlı ve Zafer Qaratay’ın başın çekken bu yañı yaş “Emelciler”, 1983 senesinden başlap Emel dergisin neşir işin Müstecib Ülküsal ve diğer aqsaqallı aktivistlerden öz moyunlarına aldılar.
İşte bu ocaq etrafında kün künden yañı insanların iştirakinen quvvetlenğen bu areket 1989 senesinde Vatan Qırım’da Qırım Tatar Milliy Areketinen bir arağa keldi ve Qurultaydan soñ da Milliy areketimizin ve Milliy Meclisimizin en faal destekçileri oldu. Bu areket Türkiye’deki Qırım Tatar cemiyetlerin meydanğa kelmesinde, milliy areketin prensiplerinin şekillenmesinde ve Sovyetlerde alınıp barılğan Qırım Tatar Milliy areketine yardım berilmesinde yolbaşçılık yaptı.
Emelcilerin rolü ve tesirleri, diasporadaqı milliy areketimizin daa keñ işlenilmesi ileride daa başqa maqalelernen, hatta disertatsiyalarnen ortağa çıqar dep ümit etem.
Romanya’da diktatör Çavuşesku rejimi yok olup ketmesinen, demokratik şeraitte, Romanya’daqı Qırım Tatarları da büyük bir faaliyetke kiriştiler. Zaten quvvetli olğan Qırım sevğisinin ölmeğeni anlaşıldı ve bu yerdeki semetteşlerimiz de milliy areket içerisinde 1991′den son pek tesirli işler yapa başladılar.
Almanya’da da uzun senelerden son, Rafet Karanlık rehberliğinde ekinci bir Qırım Tatar cemiyeti meydanğa keldi ve Avrupa’da Qırım Tatarlarının sesi daa gür eşitilmeğe başladı.
Bilgisayarın ve internetin ayatımızğa kirmesi, milliy küreşimizğe de büyük fayda ketirdi. İnternet diasporadaqı Qırım Tatarlarının Qırım’dan haber almaların qolaylaştırdı ve tezleştirdi. Kerek Vatan Qırım’nen kerekse ayrı memleketlerde ayrı şeerlerde yaşağan aktivistlerin tezliknen haber ve fikir alışverişi yapmalarına imkân yarattı.
Eger vatan Qırım’da qaytıp, Qırım Tatar medeniyetin ğayrıdan tiklev için küreşken milliy areketimizğe konkret olarak en çok yardım qaydan keldi dep sorasaq, bu iç şüphesiz Türkiye’den dep cevap berebilirmiz.
Bu yardımlarda da Ankara ve İstanbul Qırım Tatar cemiyetinin en öğde çapqanların, en öğde ketkenlerin raatlıqnen aytabiliriz.
Ne de olsa az ya da çoq, qolundan kelğeni qadar bu milliy küreşke issesin qoşkan er bir adamdan, er bir Qırım Tatar teşkilâtından, ya da Qırım Tatarların sevip yardım etken insanlardan Allah razı bolsun…
Bundan son, milliy areketimizni kenardan oturup seyretken ve işi sadece menfi tenkid ve oşek yapmaq olğan adamların sayısının az, halqımız ve vatanımız içün can yürekten hızmet etken ve hızmet etken adamlarnı taqdir etken insanlarımız çoq olsun. …

*Karpat,Kemal. Osmanlı Nüfusu (1830-1914)
Tarih Vakfı Yayınları 2003 , İstanbul
** Kırımlı,Hakan. Kırım Tatarlarında Milli Kimlik ve
Milli Hareketler ( 1905-1916), Ankara 1996.
*** Altan, Mubeyyin B., Source Materials Related
To Twentieth-Century Crimean Tatar Emigrations,

http://www.iccrimea.org/scholarly/source-materials.

html
**** Karatay, Zafer. Kırım Tatar Milli Meclisi Başkanı
ve Meclis Heyetinin Türkiye Ziyareti”, Düzerdik,
Ayşe.”Mustafa Agamızı Ağırlarken”, Emel Dergisi, sayı
188. Ocak-Şubat 1992.

celal_icten-150Sevgili okuyucular, Kırım dostları,
Sürgünün 65. yılı olması ve Dünya Kırım Tatar Kurultayı’nın
Bahçesaray’da toplanması sebebiyle benim hatırıma Milli Kahraman, Milli Şehit Numan Çelebi CİHAN ve Müstecip ÜLKÜSAL geliyor. Onlar hayatlarını, ülküleri uğruna feda eden insanlardır. Bu ülkücüler
insanlığa ve mensup oldukları millete faydalı olmaktan başka düşüncesi olmayan, hayatının değerini ülküsüne hizmette gören kişilerdir. Bu ülkücüler yaşadığı sürece milletine hizmette bulunmaları onlar için yaşamın zevki olur. Bu insanların ölümleri bile inandıkları davaya örnek oldu.
Benim Müstecip ÜLKÜSAL ile tanışmam, Kadıköy’deki evinde olmuştu. Cafer Seydahmet KIRIMER’den sonra Türkiye’mizde milli hareketimizde lider, yolbaşçı o idi. Ülküsal’ı sağlığında her hafta sonu
ziyaret ederek sohbet ederdim. Rahmetli Ülküsal ile sohbet konumuz her defasında Kırım için neler yapılabilir, neler yapılmalı olurdu.. O milleti ve Türk dünyası için yaşayan bir ülkücü idi.
Hâlâ çıkardığı yayınlar (Emel mecmuası ve kitapları) güncelliğini koruyor. Bu yayınlarda milletinin ızdırabını haykırdı. Örnek olarak yaşadı. Son nefesinde bile vatanı ve milletini söyledi. Allah rahmet eylesin nur içinde yatsın. Vatanı için canlarını feda eden kahraman ülkücülerin ruhlarının Kırım’da dolaşıp vatan mücadelesi veren kardeşlerimize yardım ettiklerinden eminim. Vatanı dışında yaşayan bizler her zaman bu kahramanları ve arkadaşlarını örnek almalıyız.
Kırım’da Rusların oynadığı çeşitli oyunlar, baskılar neticesinde Aktopraklar’a göçtük, canımızı namusumuzu güvence altına aldık. Aktopraklar’da kök saldık, kendi vatanımızda gibi yaşadık. Ama  Vatan Kırım’da bıraktıklarımız hiç de emniyet içinde olmadılar. 1930
Ural sürgününden (ve Sibirya) dönen olmadığı gibi 18 Mayıs 1944’te bir gecede Kırım boşaltıldı. Bu Rus devleti eliyle planlı bir şekilde yapılan soykırım idi. Nüfusumuzun yarısı sürgün esnasında yok oldu, hiçbirinin mezarı yoktur. Gittikleri yerlerde de baskı rejimine
tabi tutuldular. Bu yok oldu denilen insanlar Mustafa A. Cemil KIRIMOĞLU’nun liderliğinde vatanlarına döndüler. Bu dünyada önemli haber oldu, çünkü bir tek silah patlamadı. Tamamen demokratik kurallar içinde yapılan, dünyada örneği olmayan bir milli
mücadele idi.
Vatan dışında yaşayan Kırım Türkleri içinde bir heyecan yarattı. Pınar yeniden kaynamaya, akmaya başlamıştı. Allaha bin şükürler olsun.
Vatanda vatan mücadelesi yapan kardeşlerimize kayıtsız şartsız  destek vermeye başladık. İlerleyen zaman içinde Rus işbirlikçileri de işlerine başladı ama çok şükür bu işbirlikçilere aldanan insanlarımız çok azlar.
Diasporada ve Vatan Kırım’da Aklı-selim insanlar çok. Geleceğimiz için birlikte hareket etmeliyiz. Milli kurultay, milli meclis, milli lider, mücadelemizin ışığı Mustafa Abdülcemil KIRIMOĞLU’dur. Onun ışığının aydınlattığı yolda vatanımızda hür ve bağımsız oluncaya kadar çalışacağız.
Vatan yolundaki mücadelemizde Allah hepimizin yardımcısı olsun.
Celal İÇTEN
Kırım Türkleri
Kültür ve Yardımlaşma Derneği
İstanbul Şubesi Başkanı